Psikanalitik ve psikodinamik yaklaşımlar çalışmalarımın kuramsal temelinde yer alıyor. Benim için bu yönelim, belirli tekniklerin toplamından ziyade, kişinin getirdiği deneyime nasıl bakıldığıyla ilgilidir.
Bazen yaşanan bir güçlük kendisini açıkça gösterirken, onun neden tam da bu biçimde ortaya çıktığı daha az açıktır. Tekrar eden bir ilişki, uzun süredir taşınan bir duygu, kişinin niyetiyle yaşadıkları arasındaki uyuşmazlık ya da farklı koşullarda yeniden beliren benzer bir örüntü, yalnızca çözülmesi gereken ayrı bir sorun olarak değil, daha geniş bir ruhsal örgütlenmenin parçası olarak düşünülebilir.
Psikanalitik düşüncenin burada açtığı alan, ilk bakışta görünen açıklamayla yetinmek zorunda olmamaktır.
Bilinçdışı, Tekrar ve Fark
Psikanalitik düşüncenin temel önermelerinden biri, insanın kendisi hakkında bildiklerinin ruhsal yaşamının tamamını oluşturmadığıdır. Ne istediğimiz, neden belirli bir biçimde davrandığımız veya neden farklı zamanlarda benzer ilişkilere ve çatışmalara döndüğümüz her zaman doğrudan erişebildiğimiz bilgiler değildir.
Bilinçdışı, bu anlamda kişinin içinde saklanan ve doğru yorumla bulunabilecek gizli bir bilgi deposunu ifade etmekten ziyade, intrapsişik yapıya işaret eden bir kavramdır . Kişinin arzuları ile yaşadıkları arasındaki uyuşmazlıklarda, tekrarlarında, çağrışımlarında, kaçınmalarında, beklenmedik duygusal tepkilerinde ve bazen söylediği ile yaptığı arasındaki mesafede kendisini gösterebilir.
Bu nedenle çalışmalarımda anlatılan bir deneyimin içeriğinin yanında, onun nasıl anlatıldığı, başka hangi deneyimlerle yan yana geldiği ve zaman içerisinde nelerin tekrar ortaya çıktığı da önem kazanır.
Tekrar ise yalnızca aynı davranışın yeniden yapılması değildir. Birbirinden oldukça farklı görünen ilişkiler veya durumlar içerisinde benzer bir konumun, beklentinin, çatışmanın ya da duygusal deneyimin yeniden kurulması da tekrarın bir biçimi olabilir.
Geçmişin Bugündeki Yeri
Psikanalitik ve psikodinamik yaklaşımların geçmiş yaşantılara verdiği önem, bugünkü her güçlüğün nedenini çocuklukta gerçekleşmiş belirli bir olayda aramak anlamına gelmez.
Geçmiş, kişinin bugün kendisini ve başkalarını deneyimleme biçimlerinin bir tarihinin bulunduğunu düşündürür. Erken ilişkiler, ayrılıklar, yakınlıklar, çatışmalar ve bunlara verilen ruhsal yanıtlar zaman içerisinde kişinin kendisine ve başkalarına ilişkin beklentilerinin parçaları haline gelebilir.
Bu tarih yalnızca hatırlanan olaylarda bulunmaz. Bugünkü ilişkilerde, yakınlık ve uzaklık karşısında alınan konumlarda, kişinin kendisinden ve başkalarından beklentilerinde veya belirli duyguların ortaya çıktığı anlarda da geçmişten gelen örüntüler görülebilir.
Dolayısıyla geçmiş üzerine düşünmenin değeri, geçmişi kendi başına açıklamakta değil; geçmişin bugün içerisinde hangi biçimlerde yaşamaya devam ettiğini görebilmekte yatar.
İlişki İçerisinde Ortaya Çıkan
Psikanalitik düşüncenin zaman içerisindeki gelişimi, çalışmanın gerçekleştiği ilişkinin de düşünülmesini beraberinde getirmiştir.
Kişinin başka ilişkilerinde ortaya çıkan beklentiler, kaygılar, yakınlaşmalar, uzaklaşmalar veya çatışmalar burada da farklı biçimlerde belirebilir. Bunların yalnızca çalışmayı engelleyen unsurlar olarak görülmesi gerekmez. Ortaya çıktıkları ve üzerinde düşünülebildikleri ölçüde, kişinin ilişki kurma biçimine ilişkin başka türlü erişilemeyecek bir alan açabilirler.
Benzer biçimde, çalışmayı yürüten kişinin kendi duygusal tepkileri de psikanalitik düşüncenin önemli meselelerinden biri haline gelmiştir. Başlangıçta daha çok çalışmanın önünde bir engel olarak düşünülen karşıaktarım, sonraki psikanalitik geleneklerde ilişkinin anlaşılmasına katkıda bulunabilecek bir kaynak olarak da ele alınmıştır.
Böylece çalışma, bir kişinin diğerini dışarıdan gözlemlediği tek yönlü bir inceleme olmaktan çıkar. İlişki içerisinde ortaya çıkanların da düşünülebildiği bir alan oluşur.
Tek Bir Psikanalitik Kuram Yoktur
“Psikanalitik” sözcüğü, Freud ile başlayan fakat Freud ile tamamlanmayan geniş bir kuramsal alanı ifade eder.
Freud sonrasında ego psikolojisi, nesne ilişkileri kuramları, Kleincı gelenek, Winnicott, Fairbairn ve Guntrip’ın çalışmaları, kendilik psikolojisi ve farklı çağdaş psikanalitik yönelimler insanın ruhsal yaşamına ilişkin kimi zaman birbirleriyle örtüşen, kimi zaman önemli ölçüde ayrılan açıklamalar geliştirmiştir.
Bu çeşitlilik benim çalışma biçimim açısından da önemlidir. Psikanalitik kuramı, kişinin deneyimini önceden belirlenmiş tek bir açıklama modeline yerleştiren kapalı bir sistem olarak görmüyorum. Farklı psikanalitik ve psikodinamik kuramlar, aynı deneyimin farklı boyutlarının düşünülebilmesine imkân veren kavramsal çerçeveler sunabilir.
Bu geniş alan içerisinde nesne ilişkileri kuramları ve kendilik üzerine geliştirilen psikanalitik düşünce, kuramsal yönelimimde özellikle önemli bir yere sahiptir. Masterson Yaklaşımı da bu yönelimin temel bileşenlerinden biridir.
Psikanalitik Psikoterapi ve Psikodinamik Psikoterapi
Psikanalitik psikoterapi, psikanalitik terapi, psikodinamik psikoterapi ve psikodinamik terapi ifadeleri günümüzde hem mesleki alanda hem de bu alana ilişkin aramalarda yan yana kullanılabiliyor. Bununla birlikte bu adlandırmaların her biri tarihsel olarak tek ve değişmez bir yönteme karşılık gelmiyor.
“Psikodinamik” kavramı özellikle psikanalitik düşünceden gelişen daha geniş bir kuramsal alanı tanımlamak için kullanılabiliyor. “Psikanalitik” ise çalışmanın psikanalitik kuramlarla daha doğrudan bağını vurgulayabiliyor. Bu ayrımların nasıl yapıldığı ekole, ülkeye ve mesleki bağlama göre değişebiliyor.
Kendi çalışmalarımı tanımlarken psikanalitik ve psikodinamik yaklaşımlar ifadesini tercih etmemin nedeni de bu. Çalışma biçimimin kuramsal zeminini tek bir ekol veya teknik değil, psikanalitik düşüncenin kendi içindeki bu daha geniş alan oluşturuyor.
Çalışmalarımdaki Kuramsal Zemin
Psikanalitik ve psikodinamik yönelim benim için kişinin deneyimini mümkün olduğunca hızlı biçimde sınıflandırmanın bir yolu değil. Tam tersine, ilk açıklamanın yeterli olmayabileceği ihtimalini açık tutuyor.
Bir güçlüğün neden belirli bir anda ortaya çıktığı, bir ilişkinin neden farklı kişilerle benzer bir biçim aldığı, belirli bir duygunun neden başka bir durumda değil de tam o anda belirdiği veya kişinin istediğini söylediği şey ile tekrar tekrar yaşadığı şey arasındaki mesafe, önceden verilmiş cevaplardan çok üzerinde çalışılabilecek sorular oluşturuyor.
Kuramın buradaki işlevini, kişiyi kuramsal bir modele uydurmak olarak değil; kişinin kendine özgü deneyimi üzerine daha ayrıntılı düşünebilmek için kavramsal bir zemin oluşturmak olarak görüyorum.
Bu kuramsal zeminin içerisinde mesleki eğitimimde özel bir yere sahip olan Masterson Yaklaşımı, kendilik, gelişim ve nesne ilişkileri ekseninde ayrıca ele alınmayı hak ediyor.