Nesnenin Gölgesi: Psikanalitik Terapide Dönüşüm Süreci ve Kendilik
Christopher Bollas, Nesnenin Gölgesi (The Shadow of the Object) kitabının ilk bölümünde “dönüşümsel nesne” kavramını ortaya koyar. Kavram, erken dönemde bakım veren kişinin yalnızca ilişki kurulan bir nesne olarak değil, bebeğin kendilik deneyiminde değişimler meydana getiren bir süreç olarak yaşanmasına işaret eder.
Bollas için bu erken deneyim daha sonra bütünüyle ortadan kaybolmaz. Kişinin yaşamı boyunca bazı nesnelerle, insanlarla, ortamlarla veya deneyimlerle kurduğu ilişkilerde dönüşüm arayışının izleri görülebilir. Bu nedenle dönüşümsel nesne kavramı, erken nesne ilişkileri kadar yetişkinlikteki kendilik deneyimini ve psikanalitik terapi sürecini düşünmek açısından da verimli bir çerçeve sunar.
Dönüşümsel Nesne
Bollas’ın dönüşümsel nesnesi başlangıçta annenin ya da birincil bakım veren kişinin temsilinden çok, bebeğin deneyimini değiştiren işleviyle ilgilidir. Bakım veren kişi bebeğin bedensel, duygusal ve çevresel durumlarında tekrar tekrar değişiklik meydana getirir.
Böylece nesne, henüz zihinde açık biçimde temsil edilen bir kişi olmadan önce, kendilikte meydana gelen dönüşümler aracılığıyla deneyimlenir. Bollas’ın kavramında önemli olan yalnızca “kim” ile ilişki kurulduğu değil, o ilişkinin kişinin varoluş durumunda ne yaptığıdır.
Düşünülmemiş Bilinen
Nesnenin Gölgesi ile yakından ilişkili bir başka Bollas kavramı “düşünülmemiş bilinen”dir (unthought known). Bazı deneyimler sözcüklerle veya açık düşüncelerle bilinmeden önce kişinin dünyayla ilişki kurma biçiminin parçası haline gelir.
İnsan böyle bir şeyi anlatabilecek açık bir bilgiye sahip olmayabilir; buna rağmen onu ilişkilerinde, beklentilerinde, ruh hallerinde veya belirli deneyimlere yönelme biçiminde taşıyabilir. Bu anlamda “bilinen”, kişinin yaşamında etkisini sürdüren fakat henüz düşünce biçimini almamış bir deneyimdir.
Dönüşüm Arayışı
Bollas, yetişkinlikte belirli kişilerin, yerlerin, sanat eserlerinin, düşüncelerin veya başka deneyimlerin dönüşümsel bir nitelik kazanabileceğini öne sürer. Buradaki arayış yalnızca belirli bir nesneyi elde etme isteği değildir; kişi o nesne aracılığıyla kendilik durumunda meydana gelebilecek bir değişimin peşinde olabilir.
Bu bakımdan dönüşümsel nesne arayışı, erken bakım deneyiminin birebir tekrarı olmaktan çok, nesneyle birlikte değişebilme deneyiminin sonraki yaşamdaki biçimleri olarak düşünülebilir.
Psikanalitik Terapide Analitik İlişki
Bollas’ın düşüncesi psikanalitik terapi açısından özellikle burada önem kazanır. Analitik ilişki, kişinin daha önce düşünceye dönüşmemiş deneyimlerinin konuşmada, ilişkide ve seans sırasında ortaya çıkan farklı yaşantılarda belirebildiği bir alan oluşturabilir.
Böyle bakıldığında psikanalitik çalışma yalnızca geçmiş hakkında bilgi edinmeye dayanmaz. Kişinin kendisini ve ilişkilerini nasıl yaşadığı, bazı deneyimlerin neden tekrar tekrar belirli biçimler aldığı ve daha önce düşünülmemiş olanın nasıl düşünülebilir hale geldiği de çalışmanın parçası olabilir.
Psikanalitik yaklaşımın çalışmalarımda nasıl yer aldığı hakkında Bireysel Psikolojik Danışmanlık sayfasından daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.
Sonuç
Bollas’ın dönüşümsel nesne kavramı, kendiliği yalnızca sahip olduğumuz sabit özellikler üzerinden değil, nesnelerle karşılaşmalarımız sırasında geçirdiğimiz dönüşümler üzerinden de düşünmeye olanak verir. “Düşünülmemiş bilinen” ise bu dönüşümlerin bir bölümünün açık düşünceler veya anılar biçiminde bulunmadan da yaşamımızda etkili olabileceğini gösterir.
Nesnenin Gölgesi bu açıdan erken nesne ilişkileri, kendilik deneyimi ve psikanalitik süreç arasında özgün bir bağlantı kurar.


