Birlikte Var Olmak: İlişkisel Psikanaliz, Varoluşçu Felsefe ve Terapötik Süreçler

İnsan, kendisini başkalarından bütünüyle bağımsız bir yerde kurmaz. Kim olduğumuz, yalnızca içimizde bulunan özelliklerle değil; karşılaşmalarımız, ilişkilerimiz ve başkalarıyla birlikte yaşadığımız deneyimlerle de biçimlenir.

Varoluşçu felsefenin “birlikte var olma” üzerine düşünceleri ile ilişkisel psikanalizin insanı ilişkiler içinde ele alan yaklaşımı farklı kuramsal geleneklerden gelir. Buna rağmen her ikisi de kendiliği yalıtılmış bir yapı olarak düşünmeyi güçleştiren bir alan açar.

Psikanalitik terapi açısından bu soru başka bir boyut daha kazanır: Kişinin ilişkilerinde oluşmuş deneyimler, terapötik ilişkinin içinde nasıl görünür hale gelir?

Heidegger ve Birlikte Var Olmak

Heidegger’in Mitsein kavramı, insanın dünyadaki varoluşunun başkalarıyla birlikte olma niteliğini ifade eder. Buradaki “birlikte”, sonradan birbirine eklenen iki ayrı bireyin ilişkisini anlatmaz. Başkalarıyla birlikte olmak, insanın dünyada bulunma biçiminin başından itibaren bir parçasıdır.

Bu düşünce, kimliği yalnızca kişinin içinde bulunan ve zaman içinde değişmeden kalan bir öz olarak ele almaktan farklı bir yere götürür. İnsan kendisini, içinde bulunduğu dünyada ve başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde deneyimler.

Bu nedenle birlikte var olmak yalnızca yakınlık veya sosyal ilişki anlamına gelmez. Başkasının dünyamızdaki mevcudiyetinin, kendi varoluşumuzu deneyimleme biçimimizin zaten bir parçası olduğunu ifade eder.

İlişkisel Psikanalizde Kendilik ve İlişki

İlişkisel psikanaliz de kendiliği ilişkilerden bağımsız, kendi içine kapalı bir yapı olarak düşünmez. Stephen Mitchell gibi ilişkisel psikanalistlerin çalışmalarında kişinin psikolojik yaşamı, geçmiş ve güncel ilişkilerin oluşturduğu bir ilişkisel alan içinde ele alınır.

Bu bakış açısından geçmiş ilişkiler yalnızca hatırlanan olaylardan oluşmaz. Kişinin yakınlık kurma, uzaklaşma, başkasından bir şey bekleme, kendisini koruma veya tekrar tekrar benzer ilişkisel konumlarda bulma biçimlerinde de yaşamaya devam edebilir.

Jessica Benjamin’ın karşılıklı tanıma, tamamlayıcılık ve özne-öteki ilişkisine ilişkin düşüncelerini Ötekinin Gölgesi yazısında daha ayrıntılı ele alıyorum.

Dolayısıyla kişinin kendisiyle ilgili deneyimi ile başkalarıyla kurduğu ilişkiler birbirinden kolayca ayrılabilecek iki ayrı alan değildir.

Masterson Yaklaşımında Kendilik ve İlişkisel Örüntüler

Masterson yaklaşımı, kendilik gelişimini erken ilişkisel deneyimlerle birlikte ele alır. Kişinin kendi duygularını, isteklerini ve girişimlerini yaşayabilmesi ile önemli ötekilerle kurduğu ilişkilerin niteliği arasında bağlantılar bulunabilir.

Bu ilişkisel deneyimler zaman içinde yalnızca geçmişe ait anılar olarak kalmaz. Kişinin kendisini ve başkalarını deneyimleme biçimlerinde, ilişkilerden beklentilerinde ve tekrar eden ilişkisel örüntülerinde farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.

Bu nedenle psikanalitik çalışma açısından soru yalnızca geçmişte ne yaşandığı değildir. Geçmiş ilişkilerin kişinin bugün kurduğu ilişkilerde ve kendi deneyiminde nasıl yaşamaya devam ettiği de önem taşır.

Terapötik İlişki İçinde Birlikte Var Olmak

Psikanalitik terapi sırasında danışan ve psikolojik danışman arasında oluşan ilişki de çalışma alanının dışında değildir. Kişinin başka ilişkilerinde ortaya çıkan beklentileri, yakınlık ve mesafeyle ilgili deneyimleri veya tekrar eden bazı ilişkisel biçimleri görüşmeler sırasında da görünür hale gelebilir.

Böylece terapötik ilişki yalnızca kişinin dışarıdaki ilişkilerini anlattığı bir yer olmaktan çıkar. İlişkinin kendisi de kişinin kendisini ve başkasını nasıl deneyimlediğinin araştırılabileceği bir alan haline gelebilir.

Burada birlikte var olmak, kişinin başka biri tarafından basitçe gözlemlenmesi anlamına gelmez. İki kişinin bulunduğu bir alanda ortaya çıkan deneyimin de düşünmenin konusu olabilmesini ifade eder.

İlişkilerde Tekrar Eden Örüntüler

Bazı ilişkisel deneyimler farklı kişiler ve farklı koşullar içinde tekrar tekrar benzer biçimler kazanabilir. Kişi kendisini sürekli benzer çatışmaların, yakınlık ve uzaklık hareketlerinin veya kendisi ve başkaları hakkında benzer beklentilerin içinde bulabilir.

Bu tekrarların fark edilmesi, onları tek bir ilişkinin problemi olmaktan çıkararak kişinin ilişkisel yaşamının daha geniş bir parçası olarak düşünmeyi mümkün kılabilir.

İlişkisel sorunların bireysel psikolojik danışma kapsamında nasıl ele alınabileceği hakkında İlişkiler sayfasında daha ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.

Birlikte Var Olmayı Düşünmek

Heidegger’in Mitsein kavramı ile ilişkisel psikanalizin aynı şeyi söylediğini ileri sürmek gerekmiyor. Farklı sorulardan ve farklı düşünce geleneklerinden hareket ediyorlar.

Ancak ikisini yan yana getirmek ilginç bir ortak alan açıyor: İnsan kendisini başkalarından bağımsız, tamamlanmış bir varlık olarak bulup daha sonra ilişkilere girmez. Kendilik deneyiminin kendisi de başkalarıyla birlikte yaşanan bir dünyanın içinde oluşur.

Psikanalitik terapi açısından ilişkilerin önemini yalnızca geçmişte yaşananların bugünkü etkisine indirgememek de buradan mümkün hale gelir. Geçmiş ilişkiler, güncel ilişkiler ve terapötik ilişki; kişinin kendisini ve başkasını nasıl deneyimlediğini farklı yerlerden görünür kılabilir.

Yeni yazılardan haberdar olun

Yeni yazılar yayınlandığında e-posta ile haberdar olabilirsiniz.