Psikanalitik Dinlemenin Etiği: Terapötik Süreçte Duyarlılık ve Sorumluluk

Psikanalitik Dinlemenin Etiği

Psikanalitik dinleme yalnızca danışanın söylediklerini anlamaya veya söylenenlerin ardındaki anlamı bulmaya yönelik teknik bir faaliyet değildir. Nasıl dinlediğimiz, karşımızdaki kişinin deneyimini nasıl gördüğümüz ve onun hakkında hangi sonuçlara vardığımızla da ilişkilidir.

Elizabeth A. Corpt, The Ethics of Listening in Psychoanalytic Conversations makalesinde psikanalitik dinlemeyi bu açıdan etik bir mesele olarak ele alır. Dinleyen kişinin kendi bilgisinin, beklentilerinin ve yorumlarının ötekini önceden belirlenmiş bir anlatının içine kapatma ihtimali üzerinde durur.

Böyle bakıldığında psikanalitik dinlemenin etik sorusu yalnızca “Danışanı doğru anlıyor muyum?” değildir. Onu dinleme biçimimin, henüz ortaya çıkmamış başka deneyimlerin ve başka olasılıkların önünü kapatıp kapatmadığı da sorunun bir parçasıdır.

Dinlemek ve Bilmemek

Bir başkasını dinlerken onun hakkında bildiklerimiz kaçınılmaz olarak dinleme biçimimizi etkiler. Geçmişte anlattıkları, ilişkileri, tekrar eden örüntüleri ve görüşmeler sırasında oluşmuş düşünceler yeni anlatılanları nasıl duyduğumuzu şekillendirebilir.

Ancak psikanalitik çalışmada bu bilgi aynı zamanda bir sınırlılığa dönüşebilir. Danışanın söylediği yeni bir şeyi yalnızca daha önce oluşturulmuş bir formülasyonun kanıtı olarak dinlemek, henüz bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir.

Bu nedenle bilmemek basitçe bilgisizlik anlamına gelmez. Bildiğimiz şeylerin karşılaşmayı bütünüyle belirlemesine izin vermeden dinleyebilme kapasitesini de içerir.

Dinleme sırasında sözcüklerin ve tekrarların bağlamdan bağımsız biçimde yorumlanması sorununu Terapist Tavsiye Verir mi? Terapist Sizde Neyi Dinler? yazısında farklı bir açıdan ele alıyorum.

Dinleyen Kişinin de İlişkinin İçinde Olması

Corpt’un tartışmasının önemli yönlerinden biri, dinleyen kişinin ilişkinin dışında duran tarafsız bir gözlemci olarak ele alınmamasıdır. Psikolojik danışman da görüşmede ortaya çıkan ilişkiden etkilenebilir; bazı şeyleri daha kolay duyabilirken bazılarını duymakta zorlanabilir.

Danışanın “Sizi sıkıyor muyum?” diye sorması bu açıdan yalnızca danışanın iç dünyasına ilişkin çözümlenecek bir veri olmayabilir. Soru, o anda iki kişi arasında gerçekten ne yaşandığına ilişkin bir şey de taşıyabilir.

Böyle bir durumda psikanalitik dinleme, danışanın söylediğini hemen önceden kurulmuş bir açıklamaya yerleştirmek yerine, görüşmenin içinde oluşan deneyimin de düşünülmesine alan açar.

Açık Gelecek

Corpt bu etik problemi Miri Rozmarin’in “açık gelecek” düşüncesiyle ilişkilendirir. Bir kişi hakkında oluşturulan anlatılar yalnızca onun geçmişini açıklamaz; onun gelecekte kim olabileceğine ilişkin olasılıkları da etkileyebilir.

Psikanalitik terapi açısından bunun önemli bir sonucu vardır. Bir yorum danışanın deneyimini anlamlandırabilir; fakat yorumun kesin bir tanıma dönüşmesi, kişinin bundan sonra yaşayabileceklerini de aynı anlatının içine yerleştirebilir.

Etik dinleme bu nedenle belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmak yerine belirli ölçüde taşıyabilmeyi gerektirir. Danışanın geçmişi ve mevcut deneyimi üzerine düşünürken, henüz bilinmeyen ve henüz oluşmamış olan için de alan bırakır.

Psikanalitik Dinlemede Yorum

Bu yaklaşım yorumu gereksiz hale getirmez. Psikanalitik çalışmada bağlantılar kurmak, tekrarları fark etmek ve danışanın deneyimine ilişkin düşünceler geliştirmek çalışmanın önemli parçalarıdır.

Etik mesele, bu düşüncelerin danışanın kim olduğunu belirleyen son sözlere dönüşmemesidir. Bir yorum, deneyimi kapatan bir tanım yerine üzerinde birlikte düşünülebilecek bir olasılık olarak kalabilir.

Böylece psikanalitik dinleme, bir kişiyi giderek daha kesin biçimde bilme girişiminden farklılaşır. Bildiklerimizin yanında henüz bilmediklerimizi de koruyabilen bir dinleme biçimine yaklaşır.

Dinlemenin Açık Bıraktığı Alan

Corpt’un yaklaşımının dikkat çekici tarafı, psikanalitik dinlemenin etiğini yalnızca profesyonel kurallar üzerinden değil, dinlemenin kendisinin yapısı üzerinden düşünmesidir.

Bir insanı dinlemek, onun hakkında bir şeyler öğrenmeyi içerir. Fakat aynı zamanda öğrendiklerimizin o insanın bütün olasılıklarının yerine geçmemesine dikkat etmeyi de gerektirebilir.

Psikanalitik terapide belirsizliğe yer bırakmak bu nedenle yalnızca teknik bir tutum değildir. Danışanın geçmişi tarafından bütünüyle belirlenmediği ve geleceğinin henüz tamamlanmış bir anlatı olmadığı düşüncesini de taşır.

Dinleyen ve Dinlenen Arasındaki Konum

Dinleyen kişinin ilişkinin dışında konumlanamayacağı düşüncesi, psikanalitik dinlemenin ötesinde daha geniş bir yorumlama sorununa da açılır. Bir şeyi anlamaya çalışan kişi, anlamaya çalıştığı şeyin karşısında bütünüyle tarafsız ve etkilenmeyen bir gözlemci olarak bulunabilir mi?

Hans-Georg Gadamer’in hermeneutik düşüncesinde anlama, gözlemleyen bir öznenin karşısındaki nesneyi dışarıdan çözümlediği tek yönlü bir işlem olarak ele alınmaz. Anlayan kişinin kendi tarihsel konumu, ön-anlayışları ve karşılaştığı şey tarafından etkilenebilmesi de anlama olayının içindedir.

Bu açıdan psikanalitik dinlemede ortaya çıkan soru Gadamer’in açtığı problemle temas eder: Dinleyen kişi yalnızca karşısındakini gözlemlemiyorsa, karşılaşmanın kendisi hem dinleneni hem de dinleyenin neyi duyabildiğini nasıl değiştirir?

Gözlemleyen ile gözlemlenen arasındaki bu ilişkiyi hermeneutik açıdan daha geniş biçimde ele aldığım Hakikat ve Yöntem: Gadamer Okuma ve Deneyim Grubu çalışmasının kaydına Program Arşivi’nden ulaşabilirsiniz.

Yeni yazılardan haberdar olun

Yeni yazılar yayınlandığında e-posta ile haberdar olabilirsiniz.