Çağdaş Psikanaliz

Çağdaş psikanaliz, psikanalizin günümüzdeki kuramsal ve klinik gelişmelerini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Klasik psikanaliz içerisinde gelişen bilinçdışı, savunmalar, aktarım ve psikanalitik yorum gibi temel kavramlar çağdaş psikanalizde önemini korurken, bu kavramların nasıl anlaşıldığı ve psikanalitik çalışmada nasıl ele alındığı zaman içerisinde önemli ölçüde çeşitlenmiştir.

Bu nedenle çağdaş psikanaliz, klasik psikanalizin temel kavramlarının yalnızca günümüzde uygulanması anlamına gelmez. Psikanalitik düşüncenin kendi tarihi içerisinde ortaya çıkan yeni kuramsal modeller, insan ilişkilerine verilen önemin artması, karşı aktarımın farklı biçimlerde ele alınması ve analist ile analizanın oluşturduğu ilişkinin daha ayrıntılı düşünülmesi çağdaş psikanalizin gelişiminde etkili olmuştur.

Çağdaş psikanaliz aynı zamanda tek bir kuram veya ekol değildir. Psikanaliz içerisinde zamanla gelişen farklı gelenekler; ruhsal çatışmayı, kişinin kendisini ve başkalarını deneyimleme biçimini, erken ilişkilerin etkilerini ve analitik ilişkide ortaya çıkan süreçleri birbirinden farklı biçimlerde açıklayabilir.

Dolayısıyla “çağdaş” sözcüğü psikanalizin geçmişinden kopuşu değil, psikanalitik düşüncenin kendi içerisinde geçirdiği dönüşüm ve çoğullaşmayı ifade eder.

Peki psikanaliz, klasik biçimlerinden günümüzdeki çoğul yapısına nasıl ulaştı?

Psikanaliz Nasıl Değişti?

Psikanaliz ortaya çıktığı dönemden itibaren değişmeden kalan tek bir kuramsal sistem olmamıştır. Psikanalitik düşüncenin gelişimi sırasında insanın ruhsal yaşantısının nasıl anlaşılacağı, erken ilişkilerin kişilik gelişimindeki yeri, terapötik ilişkinin niteliği ve analistin süreçteki konumu üzerine farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmelerle birlikte psikanalitik düşüncenin ilgi alanı da genişlemiştir. Dürtüler belli ölçüde önemini korurken ön plana nesne ilişkileri, kişinin kendilik deneyimi, bağlanma ve ayrılma süreçleri, kişilerarası ilişkiler ve kişinin başka insanlarla kurduğu ilişkinin ruhsal yapılanmadaki yeri giderek daha ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Analistin konumu hakkındaki düşünceler de değişmiştir. Analistin yalnızca danışanın ruhsal süreçlerini dışarıdan gözlemleyen tamamen nötr bir konumda bulunabileceği varsayımı farklı psikanalitik gelenekler içerisinde yeniden değerlendirilmiştir. Analistin kişiliğinin, duygusal tepkilerinin ve ilişkiye katılımının analitik sürecin dışında tutulamayacağı düşüncesi, çağdaş psikanalizde önemli tartışma alanlarından biri haline gelmiştir.

Bu değişim karşıaktarımın ele alınışında da görülebilir. Başlangıçta analistin çalışmasını güçleştirebilecek bir unsur olarak ele alınan karşıaktarım, sonraki psikanalitik gelişmeler içerisinde analitik ilişkinin anlaşılmasında kullanılabilecek bir bilgi kaynağı olarak da düşünülmeye başlanmıştır. Bununla birlikte analistin yaşadığı her duygunun doğrudan danışan hakkında doğru bilgi verdiği varsayılmaz; karşıaktarım da düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken bir klinik yaşantıdır.

Benzer biçimde aktarım, yalnızca geçmişteki önemli bir kişinin analiste yöneltilmesi şeklindeki basit bir tekrar modeliyle sınırlı ele alınmayabilir. Kişinin ilişkisel beklentilerinin, kendisini ve karşısındaki kişiyi deneyimleme biçiminin ve analitik ilişkide ortaya çıkan örüntülerin anlaşılması da aktarımın çağdaş kullanımlarında önem kazanmıştır.

Çağdaş psikanalizin gelişimi bu nedenle klasik psikanalitik kavramların terk edilmesinden çok, bu kavramların farklı kuramsal gelenekler içerisinde yeniden düşünülmesini içerir.

Çağdaş Psikanalizin Başlıca Özellikleri

Çağdaş psikanalizin tek bir ekol olmaması nedeniyle bütün çağdaş psikanalitik yaklaşımları kapsayan değişmez bir özellikler listesi oluşturmak mümkün değildir. Bununla birlikte günümüzdeki farklı psikanalitik geleneklerde ortaklaşan bazı çalışma alanlarından söz edilebilir.

Bilinçdışı, çağdaş psikanalizde merkezi önemini sürdürür. Kişinin yaşantısının yalnızca bilinçli düşünceleri ve açıkça ifade ettiği nedenlerle açıklanamayacağı; farkında olmadığı duyguların, çatışmaların, beklentilerin ve ilişki örüntülerinin de ruhsal yaşam içerisinde etkili olabileceği düşünülür.

Geçmiş ile bugün arasındaki ilişki de önemlidir. Ancak geçmiş yalnızca bugünkü güçlüklerin nedenini bulmak amacıyla araştırılan bir tarihçe olarak ele alınmaz. Geçmiş deneyimlerin kişinin bugün kendisini ve başkalarını nasıl yaşadığıyla, hangi ilişki örüntülerini tekrar ettiğiyle ve yeni yaşantılara nasıl anlam verdiğiyle ilişkisi araştırılabilir.

Terapötik ilişki ise bu süreçlerin yalnızca konuşulduğu değil, bazı durumlarda doğrudan gözlemlenebildiği bir alan oluşturabilir. Aktarım ve karşıaktarım, analitik ilişkide ortaya çıkan yaşantının anlaşılmasında kullanılabilecek temel psikanalitik kavramlar arasındadır.

Çağdaş psikanalitik çalışmada psikanalitik yorum önemini korumakla birlikte analistin yaptığı her müdahale yorumdan ibaret değildir. Soru sorma, açıklığa kavuşturma, bir çelişkiye veya tekrar eden örüntüye dikkat çekme ve danışanın yaşantısını birlikte araştırma da analitik çalışmanın parçaları olmaktadır. Analistin sürekli sessiz kalması veya danışanın söylediklerinin arkasında sürekli gizli anlamlar araması çağdaş psikanalizi tanımlayan özellikler değildir.

Bu özelliklerin nasıl anlaşıldığı ve klinik çalışmada ne ölçüde öne çıktığı ise farklı çağdaş psikanalitik gelenekler arasında değişebilir.

Çağdaş Psikanalizde Terapötik İlişki

Terapötik ilişki, çağdaş psikanalizin önemli çalışma alanlarından biridir. Analist ile danışan arasında gelişen ilişki yalnızca psikanalitik çalışmanın gerçekleştiği bir ortam olarak değil, kişinin kendisini ve başkalarını nasıl deneyimlediğinin anlaşılabileceği bir alan olarak da ele alınabilir.

Kişinin diğer ilişkilerinde ortaya çıkan beklentileri, yakınlık ve mesafeye ilişkin deneyimleri, kaygıları, çatışmaları ve tekrar eden ilişki örüntüleri analitik ilişkide de farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Aktarım, bu yaşantıların anlaşılmasında kullanılan temel psikanalitik kavramlardan biridir.

Çağdaş psikanalizde terapötik ilişki ise yalnızca danışanın geçmiş ilişkilerinin analiste aktarılması şeklinde düşünülmek zorunda değildir. Analist ile danışan arasında o anda gelişen ilişkinin kendisi de psikanalitik araştırmanın konusu olabilir. Bu nedenle bazı çağdaş yaklaşımlar, analitik ilişkinin yalnızca geçmişin tekrarlandığı bir alan değil, iki kişinin katılımıyla oluşan özgün bir ilişki olduğunu özellikle vurgular.

Analistin süreç içerisindeki duygusal tepkileri de karşıaktarım açısından düşünülebilir. Ancak karşıaktarım, analistin hissettiklerinin danışan hakkında doğrudan ve tartışmasız bilgi verdiği anlamına gelmez. Analistin kendi yaşantısının da analitik süreç içerisinde düşünülmesi ve ayırt edilmesi gerekir.

Terapötik ilişkiye verilen bu önem, çağdaş psikanalizin bütün geleneklerinde ilişkinin aynı biçimde ele alındığı anlamına gelmez. Analistin katılımı, aktarımın yorumlanması, karşıaktarımın kullanımı ve analitik ilişkinin nasıl kavramsallaştırıldığı farklı yaklaşımlar arasında değişebilir.

Bu nedenle terapötik ilişki çağdaş psikanalizde yalnızca tek bir teknik kavramla açıklanmaz; hem kişinin ilişki örüntülerinin hem de analiz sırasında ortaya çıkan yaşantının anlaşılabileceği bir çalışma alanı oluşturur.

Çağdaş Psikanaliz Tek Bir Ekol Mü?

Çağdaş psikanaliz tek bir ekol değildir. Günümüzde psikanaliz, ortak bir tarihsel ve kuramsal gelenek içerisinde gelişmiş ancak insanın ruhsal yaşantısını ve analitik süreci farklı biçimlerde ele alan birçok yaklaşımı içermektedir.

Nesne ilişkileri kuramları, kendilik psikolojisi, kişilerarası ve ilişkisel psikanaliz gibi gelenekler psikanalitik düşüncenin gelişiminde farklı sorulara ve kavramlara ağırlık vermiştir. Bazı yaklaşımlar erken ilişkiler ve içselleştirilmiş ilişki örüntüleri üzerinde daha fazla dururken, bazıları kişinin kendilik deneyimine veya analist ile danışan arasında gelişen ilişkinin karşılıklı niteliğine daha fazla önem verebilir.

Bu farklılıklar yalnızca kullanılan kavramlardan ibaret değildir. Aktarım, karşıaktarım, psikanalitik yorum, analitik nötralite ve terapötik ilişkinin niteliği gibi temel meselelerin nasıl ele alınacağı konusunda da çağdaş psikanalitik gelenekler arasında önemli farklılıklar bulunabilir.

Dolayısıyla çağdaş psikanalizden söz etmek, bütün bu yaklaşımların tek bir çağdaş teori altında birleştiğini söylemek değildir. “Çağdaş psikanaliz” daha çok psikanalitik düşüncenin klasik döneminden sonra gelişmeye devam eden ve bugün de kendi içerisinde çoğul bir yapı taşıyan kuramsal ve klinik alanı ifade eder.

Bu çoğulluk aynı zamanda önemli bir ayrımı görünür kılar: psikanaliz içerisindeki kuramsal çeşitlilik, psikanalitik geleneğin sınırlarının bütünüyle belirsiz olduğu anlamına gelmez. Farklı yaklaşımlar arasındaki tartışmaların kendisi de psikanalizin tarihsel gelişiminin bir parçasıdır.

Psikanalitik ve psikodinamik geleneklerin bu daha geniş kuramsal çerçevesi Psikanalitik ve Psikodinamik Yaklaşımlar sayfasında ele alınmaktadır.

Çağdaş Psikanaliz ve Psikanalitik Psikoterapi

Çağdaş psikanaliz ile psikanalitik psikoterapi birbiriyle yakından ilişkili olmakla birlikte aynı şeyi ifade etmez. Çağdaş psikanaliz daha geniş bir kuramsal ve klinik düşünce alanını ifade ederken, psikanalitik psikoterapi bu gelenek içerisindeki kuramlardan yararlanan psikoterapi çalışmalarını ifade eder.

Psikanalitik psikoterapide bilinçdışı süreçler, savunmalar, aktarım, karşıaktarım, tekrar eden ilişki örüntüleri ve terapötik ilişki gibi psikanalitik kavramlar çalışmanın kuramsal temelinde yer alabilir. Çağdaş psikanaliz içerisinde bu kavramlara ilişkin gelişmeler de psikanalitik psikoterapinin nasıl düşünüldüğünü ve uygulandığını etkileyebilir.

Bu gelişmelerin psikodinamik psikoterapi alanındaki karşılıkları ise Çağdaş Psikodinamik Psikoterapi yazısında ayrıca ele alınmaktadır.

Bununla birlikte çağdaş psikanalizde ortaya çıkan her kuramsal tartışmayı ayrı bir psikoterapi yöntemi olarak görmek gerekmez. Psikanaliz aynı zamanda insanın ruhsal yaşamına ilişkin bir kuramsal gelenek ve araştırma alanıdır. Psikanalitik psikoterapi ise bu kuramsal birikimin klinik çalışma içerisindeki biçimlerinden biridir.

Bu nedenle çağdaş psikanalizi yalnızca bir psikoterapi tekniğinin adı olarak düşünmek, kavramın kapsamını gereğinden fazla daraltır. Psikanalitik Psikoterapi Nedir? yazısında psikanalitik kuram, psikanalitik dinleme ve psikanalitik teknik arasındaki ilişki daha ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.

Psikanalitik ve psikodinamik psikoterapi terimleri arasındaki terminolojik ayrım ise Psikanalitik Psikoterapi ve Psikodinamik Psikoterapi Arasında Fark Var mı? yazısında ayrıca incelenmektedir.

Sonuç

Çağdaş psikanaliz, klasik psikanalizin yerini alan tek bir yeni ekol değil, psikanalitik düşüncenin kendi tarihi içerisinde gelişmeye ve çeşitlenmeye devam eden güncel alanıdır. Bilinçdışı, çatışma, savunmalar ve aktarım gibi temel psikanalitik kavramlar önemini korurken; kişinin ilişkileri, kendilik deneyimi, karşıaktarım ve terapötik ilişki farklı psikanalitik gelenekler içerisinde giderek daha ayrıntılı biçimlerde ele alınmış ve daha merkezde olagelmiştir.

Bu nedenle çağdaş psikanalizi klasik psikanalizden bütünüyle kopmuş bir yaklaşım olarak düşünmek kadar, psikanalizin başlangıcından bu yana değişmeden kaldığını düşünmek de açıklayıcı değildir. Çağdaş psikanaliz, psikanalitik geleneğin sürekliliği içerisinde ortaya çıkan kuramsal ve klinik dönüşümleri ifade eder.

Farklı çağdaş psikanalitik yaklaşımlar arasında önemli ayrımlar bulunmasına rağmen, bu çeşitlilik ortak tarihsel referansı ortadan kaldırmaz. Çağdaş psikanaliz böylece tek bir kurama indirgenemeyen, fakat psikanaliz içerisindeki tarihsel ve kuramsal gelişmeler üzerinden izlenebilen çoğul bir alan oluşturur.