Psikanalitik Psikoterapi ve Psikodinamik Psikoterapi Farkı
Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı; ne olduğu sorulduğunda oldukça farklı yanıtlarla karşılaşmak mümkündür. İki terim kimi kaynaklarda birbirinin yerine kullanılırken, kimi kaynaklarda seans sıklığı, çalışma çerçevesi, teknik veya terapötik ilişkinin ele alınışı bakımından birbirinden ayrılır. Bazı tanımlarda ise terimlerden biri diğerini kapsayan daha geniş bir kategori olarak sunulur.
Bu çeşitlilik basit bir tanım sorunu yaratır: Aynı iki terim neden farklı kaynaklarda farklı ilişkiler içerisinde tanımlanmaktadır?
Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı yalnızca günümüzde kullanılan tanımları karşılaştırarak anlaşılamayabilir. Çünkü bugün “psikanalitik psikoterapi” ve “psikodinamik psikoterapi” olarak adlandırılan çalışmaların terminolojik geçmişine bakıldığında, başlangıçta tanımları belirlenmiş iki ayrı psikoterapi yönteminin yan yana geliştiği bir tarih görülmez.
Bunun yerine farklı dönemlerde psikanalitik terapi, psikanalitik psikoterapi, psikanalitik yönelimli psikoterapi, dinamik psikoterapi, keşfedici psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi gibi adlandırmalarla karşılaşılır. Bu terimlerin bazıları zamanla kullanım dışı kalmış, bazıları belirli kurumsal veya kuramsal bağlamlarda özel anlamlar kazanmış, bazıları ise günümüzde yaygın psikoterapi kategorilerine dönüşmüştür.
Bu nedenle “Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı nedir?” sorusunu burada terimlere baştan iki ayrı tanım vererek ele almayacağız. Önce daha temel bir sorunun peşinden gideceğiz:
Bu iki ad nereden geldi ve tarih içerisinde neyi adlandırmak için kullanıldı?
Bu tarihsel iz sürme, bugün iki terimin neden bazen eş anlamlı, bazen farklı psikoterapi biçimleri, bazen de birbirini kapsayan kategoriler olarak tanımlandığını anlamamıza yardımcı olabilir.
Psikanalitik Psikoterapi Adı Ne Zaman Ortaya Çıktı?
“Psikanalitik psikoterapi” ifadesinin ilk kez ne zaman kullanıldığını kesin olarak belirlemek kolay değildir. Ancak 1940’larda bu adlandırmanın yalnızca klasik psikanalizin başka bir adı olarak kullanılmadığını; psikanalitik tedavinin süresi, tekniği ve değişimin nasıl gerçekleştiği konusunda önemli değişiklikler öneren çalışmalar için de kullanılabildiğini görüyoruz.
Bernard Berliner’in 1941 tarihli çalışmasının başlığı Short Psychoanalytic Psychotherapy idi. Başlığın kendisi küçük ama önemli bir tarihsel veri sunar: kısa süreli bir çalışma, başka bir terapi ailesine yerleştirilmeden psikanalitik psikoterapi olarak adlandırılabiliyordu.
Fakat terminoloji açısından daha ilginç bir örnek birkaç yıl sonra ortaya çıktı.
Alexander ve French’in “Psikodinamik Terapisi”
Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı açısından dikkat çekici erken tarihsel örneklerden biri, “psikodinamik psikoterapi” ifadesi kullanılmasa da günümüz tanımlamalarına bakıldığında Franz Alexander ve Thomas French’in 1946 tarihli kitabında görülür. Çalışma psikanalitik tedavinin süresi, seans sıklığı, terapistin etkinliği ve terapötik değişimin nasıl meydana geldiği konusunda klasik teknikten önemli ayrılmalar öneriyordu.
Alexander ve French, tedavinin derinliğinin uzunluğu veya seans sıklığıyla zorunlu olarak bağlantılı olduğu düşüncesini sorguladılar. Regresyonun terapötik değerine ve kısa süreli tedavilerin uzun süreli tedavilere kıyasla önemsiz sonuçlar verdiği varsayımına da karşı çıktılar.
Fakat daha radikal değişiklik, tedavide neyin iyileştirici olduğu sorusunda ortaya çıkıyordu.
Alexander’ın corrective emotional experience -düzeltici duygusal deneyim- adını verdiği düşünceye göre hasta, geçmişte başa çıkamadığı duygusal bir durumla tedavide yeniden karşılaşmalı, fakat bu kez onu farklı koşullar altında yaşamalıydı. Örneğin otoriter babası karşısında saldırganlığını ifade etmesi engellenmiş bir hasta, terapiste yönelik saldırganlığını ifade ettiğinde cezalandırılmadığını deneyimleyebilirdi. Alexander açısından bu yeni deneyim, hastanın geçmiş ile şimdi arasındaki farkı yaşayarak öğrenmesine olanak veriyordu.
Buradaki yapı dikkat çekicidir:
Geçmiş deneyim → bu deneyimden oluşan beklenti → benzer durumun yeniden ortaya çıkması → beklenen sonucun gerçekleşmemesi → eski beklentinin değişmesi.
Bu nedenle düzeltici duygusal deneyimi yalnızca “duygusal” sözcüğüne bakarak anlamak yanıltıcı olabilir. Alexander’ın örneğinde yeni duygusal yaşantı aynı zamanda geçmiş deneyimden türemiş bir beklentinin gerçeklikle karşılaştırılmasını ve doğrulanmamasını içerir.
Ve tam burada ilginç bir tarihsel problem ortaya çıkar.
Ne Kadar Psikanalitik? Çok mu Bilinçdışı?
Alexander ve French bu düşünceleri psikanalitik terapi adı altında geliştirmişlerdi. Daha sonraki psikoterapi tarihçiliğinde ise çalışmaları kısa süreli psikodinamik psikoterapinin gelişimindeki öncüllerden biri olarak ele alınacaktır.
Bu nedenle bugünün terminolojisini bilinçli olarak kullanırsak burada küçük bir tarihsel tuhaflıktan söz edebiliriz: Alexander ve French’in daha sonra “psikodinamik psikoterapi” tarihine yerleştirilen psikoterapisi, kendi döneminde Psychoanalytic Therapy adıyla sunulmuştu.
Fakat düzeltici duygusal deneyimin psikanaliz içindeki tartışmalı konumu yalnızca yeni veya alışılmadık bir teknik olmasından kaynaklanmıyordu. Tartışmanın merkezinde aktarımın terapide ne işe yaradığı sorusu bulunuyordu.
Alexander aktarımı ortadan kaldırmıyordu. Tam tersine, düzeltici duygusal deneyimin önemli bir bölümünü aktarım ilişkisi içerisinde düşünüyordu. Hasta geçmişindeki çatışmayı terapistle ilişkisinde yeniden yaşarken terapist geçmişteki nesnenin verdiği tepkiyi tekrarlamayacak; bazı durumlarda ise geçmişteki patojenik tutuma bilinçli biçimde karşıt bir tutum benimseyecekti.
Tam da burada klasik psikanalitik aktarım çalışmasından belirgin bir ayrılma ortaya çıkar.
Aktarım artık yalnızca bilinçdışı nesne ilişkilerinin ve çatışmaların güncel olarak ortaya çıktığı, yorumlanacağı ve çalışılacağı bir alan değildir. Terapist aktarımın gelişimini belirli ölçülerde düzenleyebilir, yoğunluğunu değiştirebilir ve hastanın eski ilişki beklentisinin karşısına farklı bir tepki çıkararak yeni bir deneyimin oluşmasına müdahale edebilir.
Dönemin psikanalitik eleştirileri açısından bu önemli bir problemdi. Alexander ve French’in yaklaşımı, aktarımın analiz edilmesi yerine terapist tarafından belirli ölçülerde planlanması veya manipüle edilmesi tehlikesini taşıdığı gerekçesiyle eleştirildi.
Bu nedenle Alexander ve French’in önerisi hakkında daha temel bir soru sorulabilir: Aktarım mevcut olduğu halde aktarımın analizi terapötik değişimin merkezi olmaktan çıkıyorsa, geriye kalan çalışma hangi anlamda psikanalitiktir?
Bu soru özellikle düzeltici duygusal deneyimin yapısına baktığımızda önem kazanır. Değişimin mantığı kabaca şöyle izlenebilir:
Geçmiş deneyim → ilişkisel beklenti → beklentinin yeni ilişkide yeniden ortaya çıkması → beklenen sonucun gerçekleşmemesi → yeni deneyim → eski örüntünün değişmesi.
Burada aktarım kullanılabilir; fakat değişimin gerçekleşebilmesi için aktarımın psikanalitik anlamda yorumlanması zorunlu görünmez. Üstelik Alexander ve French açısından düzeltici deneyimin mutlaka aktarım içerisinde gerçekleşmesi de gerekli değildir; hastanın gündelik yaşamındaki yeni deneyimler de bu işlevi görebilir.
Bu ayrıntı küçümsenmemelidir. Eğer aynı değişim mekanizması aktarım çalışması olmaksızın da gerçekleşebiliyorsa, aktarım bu mekanizmanın kurucu koşulu değildir.
Düzeltici duygusal deneyimin sonraki tarihi tam da bu nedenle ilginçleşir. Kavram psikanalitik tekniğin sınırları içerisinde kalmamış; bilişsel, davranışçı ve bütünleştirici psikoterapi anlayışları içerisinde de yeniden ifade edilebilmiştir.
Burada bunun yalnızca “başka ekoller psikanalitik bir tekniği sonradan ödünç aldı” biçiminde okunması zorunlu değildir. Tersinden de okunabilir:
Düzeltici duygusal deneyimin farklı psikoterapi ekolleri tarafından bu kadar kolay benimsenebilmesinin nedeni, önerilen değişim mekanizmasının başlangıçtan itibaren özgül olarak psikanalitik olmamasıdır.
Bu durumda Alexander ve French’in “psikodinamik psikoterapisi” terminoloji tarihimiz açısından daha da ilginç hale gelir. Kendi kitaplarının adı Psychoanalytic Therapy’dir. Sonraki tarih yazımı onları psychodynamic psychotherapy geleneğinin öncüleri arasına yerleştirir. Önerdikleri en tanınmış terapötik mekanizmalardan biri ise psikanaliz içerisinde ciddi tartışmalarla karşılaşmış ve daha sonra psikanalitik olmayan psikoterapi modellerine de rahatlıkla taşınmıştır.
Dolayısıyla Alexander ve French örneği bize henüz “Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı şudur” dedirtmez.
Tam tersine, bu farkı yalnızca köken üzerinden açıklamayı daha başlangıçta güçleştirir.
“Psikodinamik Psikoterapi” Adı Nereden Geldi?
Alexander ve French örneği, bugün psikodinamik psikoterapi olarak adlandırılan çalışmaların tarihini geriye doğru izlemeyi mümkün kılar. Ancak burada önemli bir sorun ortaya çıkar: Bugün yaygın biçimde kullandığımız “psikodinamik psikoterapi” adı, bu tarihsel çalışmaların kendi kullandıkları ortak ve yerleşik bir yöntem adı değildir.
1950’lerin başına gelindiğinde psikanalizden hareket eden fakat klasik psikanalizle aynı biçimde yürütülmeyen psikoterapiler zaten tartışılıyordu. Buna karşılık bu çalışmalar için kullanılan terminoloji henüz tek bir ad altında birleşmiş değildi.
Bu durum 1954 yılında Journal of the American Psychoanalytic Association içerisinde yayımlanan bir dizi metinde özellikle görünür hale gelir. Frieda Fromm-Reichmann “psychoanalytic and general dynamic” kuram ve terapi anlayışlarından söz ederken, Leo Rangell “dynamic psychotherapy”, Edward Bibring “dynamic psychotherapies”, Merton Gill ise “exploratory psychotherapy” ifadelerini kullanıyordu.
Dolayısıyla 1954’e baktığımızda karşımıza henüz sınırları belirlenmiş ve üzerinde uzlaşılmış tek bir “psikodinamik psikoterapi” çıkmaz. Daha çok, psikanaliz ile ondan farklılaşan psikoterapiler arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair canlı bir tartışma ve bu tartışmaya eşlik eden çeşitli adlandırmalar görülür.
Bu nedenle psikodinamik psikoterapinin tarihini yalnızca bugünkü terimi geçmişte arayarak yazmak yanıltıcı olabilir. Daha açıklayıcı soru şudur:
“Dinamik” sözcüğü psikanalizden farklılaşan psikoterapileri tarif ederken ne anlama geliyordu?
Psikanaliz ve “Dinamik Psikoterapi”
Leo Rangell’in 1954 tarihli Similarities and Differences Between Psychoanalysis and Dynamic Psychotherapy (çevirisi: Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı) başlıklı çalışması bu sorunun dönemin psikanalistleri açısından ne kadar açık olduğunu gösterir. Rangell’in tartıştığı mesele, birbirinden bütünüyle bağımsız iki terapi ekolünü karşılaştırmak değildi. Aksine mesele, ortak psikanalitik kavramlardan hareket eden uygulamalar arasında psikanalizin nerede sona erdiği ve psikoterapinin nerede başladığıydı.
Rangell, iki yöntem arasında keskin bir sınır çizmenin kolay olmadığını kabul eder. Hastalar ve terapistler açısından bir süreklilik bulunduğunu, iki yaklaşım arasında teknik değişiklikleri gerektirebilecek bir “sınır bölgesi” olduğunu belirtir. Bununla birlikte bu süreklilik, Rangell açısından psikanaliz ile dinamik psikoterapinin aynı şey olduğu anlamına gelmez.
Ayırıcı noktalardan biri aktarımın tedavi içerisindeki konumudur. Rangell’in daha sonraki değerlendirmesinde de anlattığı üzere, dönemin tartışmasının merkezinde aktarım nevrozunun gelişmesi, bunun analitik tutum içerisinde ele alınması ve yorumun değişimdeki merkezi konumu bulunuyordu. Psikoterapide ise açıklama, güvence verme ve açıklığa kavuşturma gibi başka terapötik araçlar daha fazla yer bulabiliyordu.
Bu ayrım önemli bir sonucu beraberinde getirir. “Dinamik psikoterapi” burada psikanalizle bağlantısı bulunmayan alternatif bir kuramsal gelenek adı olarak ortaya çıkmaz. Tam tersine tartışma, psikanalitik kuramdan hareket eden psikoterapötik çalışmaların psikanalizden teknik olarak nasıl ayrılabileceği etrafında yürümektedir.
Fakat aynı yıl Edward Bibring meseleyi daha da ilginç bir biçimde formüle eder. Makalesinin başlığında tekil bir dynamic psychotherapy yerine çoğul biçimde “the dynamic psychotherapies” – dinamik psikoterapiler – ifadesini kullanır. Üstelik çalışmasının kaynakları arasında Berliner’in Short Psychoanalytic Psychotherapy çalışması ile Alexander ve French’in Psychoanalytic Therapy kitabı da bulunmaktadır.
Bu çoğul kullanım, bugünkü terminoloji açısından dikkat çekicidir. Çünkü bizi “Psikodinamik psikoterapi ne zaman kurulmuş bir ekol haline geldi?” sorusundan önce daha temel bir soruya götürür:
Bibring’in sözünü ettiği “dinamik psikoterapiler” gerçekten tek bir psikoterapi yöntemi miydi?
Bibring’in “Dinamik Psikoterapileri” Neydi?
Bibring’in kullandığı çoğul ifade tesadüfi görünmemektedir. Psychoanalysis and the Dynamic Psychotherapies başlıklı 1954 tarihli çalışmasında “dinamik psikoterapiler”, sınırları belirlenmiş tek bir psikoterapi yönteminin adı olmaktan çok, psikanalitik kuramla ilişkili farklı psikoterapötik çalışma biçimlerini kapsayan bir ifade olarak karşımıza çıkar. Makalenin kendisi de Journal of the American Psychoanalytic Association’ın psikanaliz ile farklı psikoterapi biçimleri arasındaki sınırların tartışıldığı sayısında yayımlanmıştır.
Bibring bu ayrımı yalnızca tedavilerin süreleri, seans sıklıkları veya kullanılan ortam üzerinden kurmaz. Bunun yerine psikoterapötik çalışmada kullanılabilecek beş temel işlemi birbirinden ayırır: telkin (suggestion), boşalım/duygusal yeniden yaşantılama (abreaction), manipülasyon (manipulation), açıklığa kavuşturma (clarification) ve yorumlama (interpretation). Bu işlemler birbirini bütünüyle dışlayan farklı terapi ekollerine ait değildir. Aynı psikoterapötik çalışma içerisinde farklı ağırlıklarda bulunabilirler.
Buradaki ayrım özellikle önemlidir. Bibring’in sınıflandırmasında psikanaliz ile dinamik psikoterapiler arasındaki sınır, bir tarafın “dinamik”, diğer tarafın ise “dinamik olmayan” bir insan anlayışına sahip olması değildir. Her ikisi de aynı psikanalitik zihin kuramıyla ilişkilidir. Fark, terapötik değişimi meydana getirmek için hangi işlemlerin merkezi hale geldiğinde belirginleşir. Bibring’i daha sonra değerlendiren Rangell’in özetlediği biçimiyle, psikanalizde yorumlama ve yorum yoluyla kazanılan içgörü baskın konumdayken, dinamik psikoterapiler yönüne gidildikçe telkin ve manipülasyon daha güçlü bir yer edinir.
Bu açıdan bakıldığında Bibring’in kullandığı “dinamik psikoterapiler” ifadesi, bugün bazen anlaşıldığı biçimiyle psikanalizin karşısına yerleştirilen ayrı ve tekil bir terapi ekolünü tarif etmez. Tam tersine, aynı kuramsal kaynaktan hareket ederken terapötik araçların kullanımı ve değişimin nasıl oluşturulduğu bakımından psikanalizden farklılaşabilen birden fazla psikoterapötik çalışma biçimini kapsar.
Bu durum, Alexander ve French örneğini de daha anlaşılır hale getirir. Alexander ve French’in önerdiği teknik değişiklikleri daha sonra “psikodinamik psikoterapi” tarihine yerleştirmek mümkündür; fakat Bibring’in terminolojisinden hareket ettiğimizde onları sonradan kurulmuş tek bir ekolün erken temsilcileri olarak görmek zorunda değiliz. Nitekim Bibring’in 1954 tarihli makalesinin kaynakları arasında Alexander ve French’in Psychoanalytic Therapy kitabı ile Berliner’in Short Psychoanalytic Psychotherapy çalışması birlikte yer almaktadır.
Öyleyse “dinamik psikoterapiler” ne zaman ve nasıl tekil bir “psikodinamik psikoterapi”ye dönüştü?
“Dinamik Psikoterapi” Ne Zaman “Psikodinamik Psikoterapi” Oldu?
Bibring’in 1954 yılında kullandığı “dinamik psikoterapiler” ifadesinden bugünkü “psikodinamik psikoterapi” terimine düz bir çizgi çekmek mümkün görünmez. Sonraki yıllarda psikanalitik kuramdan hareket eden ve klasik psikanalizden teknik olarak farklılaşan psikoterapiler gelişmeye devam etmiş, fakat bunların adlandırılması hemen “psikodinamik psikoterapi” terimi etrafında birleşmemiştir.
1960’lar ve 1970’lerde kısa süreli psikoterapi çalışmaları bu açıdan özellikle dikkat çekicidir. David Malan’ın 1963 tarihli A Study of Brief Psychotherapy çalışması, kısa süreli terapide aktarımın erken ortaya çıkmasını ve tedavinin önemli bir parçası haline gelmesini olumlu sonuçlarla ilişkilendiriyordu. Daha sonraki literatürde Malan, kısa süreli psikodinamik psikoterapinin öncüleri arasında sayılacaktır. Bununla birlikte kendi çalışmalarında kullandığı terminoloji yine bugünkü kadar standart değildir. Nitekim Malan 1973 yılında psikoterapi araştırmalarının tarihini değerlendirirken hâlâ “dynamic psychotherapy” ifadesini kullanıyordu.
Benzer bir durum Peter Sifneos için de görülür. Sifneos 1960’ların sonlarından itibaren kısa süreli ve aktif bir psikoterapi biçimi geliştirmiş, bunu 1972 tarihli Short-term Psychotherapy and Emotional Crisis kitabında ayrıntılı biçimde ele almıştır. Tedavide belirli bir çatışmaya odaklanılıyor, hasta seçimine özel önem veriliyor ve terapist klasik psikanalitik tutuma kıyasla daha aktif bir konum alıyordu. Sifneos bu yaklaşımın bir biçimini short-term anxiety-provoking psychotherapy olarak adlandırdı.
Daha sonraki literatür Malan, Sifneos, James Mann ve Habib Davanloo gibi isimlerin geliştirdiği yöntemleri birlikte kısa süreli psikodinamik psikoterapiler başlığı altında sınıflandıracaktır. Ancak bu ortak sınıflandırma, söz konusu araştırmacıların başlangıçtan itibaren aynı adı taşıyan tek bir psikoterapi yöntemi geliştirdikleri anlamına gelmez. Günümüzde yapılan sistematik değerlendirmeler dahi kısa süreli psikodinamik psikoterapiden tek bir teknik olarak değil, farklı modelleri bulunan bir tedavi ailesi olarak söz etmektedir.
Bu tarihsel ayrım önemlidir. Çünkü bugün “psikodinamik psikoterapi” dediğimizde geriye doğru baktığımızda Malan, Sifneos, Mann ve Davanloo’yu aynı tarihsel başlık altında görebiliriz. Fakat tarihsel sırayı tersine çevirdiğimizde farklı bir tablo ortaya çıkar: önce farklı isimlerle anılan, farklı teknikler geliştiren ve psikanalizle ilişkilerini farklı biçimlerde kuran çalışmalar vardır; bunların daha geniş bir “psikodinamik psikoterapi” ailesi içerisinde sınıflandırılması ise giderek belirginleşen sonraki terminolojinin ürünüdür.
Peki “psikodinamik psikoterapi” ne zaman, hangi ölçütle ve neyi “psikanalitik psikoterapi”den ayırmak üzere kullanılmaya başladı?
Psikodinamik Psikoterapi Ayrı Bir Psikoterapi Yöntemi mi?
Buraya kadar izlediğimiz tarih, bu soruya beklenebileceği kadar kolay bir cevap vermiyor.
Berliner “kısa psikanalitik psikoterapi”den söz ediyordu. Alexander ve French kitaplarına Psychoanalytic Therapy adını vermişti. Bibring ise tek bir “psikodinamik psikoterapi” tanımlamak yerine neyi kastettiğini tam olarak netleştirmeden “dinamik psikoterapiler” ifadesini kullanıyordu. 1960’lar ve 1970’lerde Malan, Sifneos, Mann ve Davanloo gibi isimlerin geliştirdiği çalışmalar da başlangıçtan itibaren aynı adı taşıyan ortak bir psikoterapi yöntemi olarak ortaya çıkmadı.
Bugünden geriye baktığımızda bunların bir bölümünü psikodinamik psikoterapi tarihi içerisinde sınıflandırmak mümkündür. Fakat bu sınıflandırmayı tarihin kendisiyle karıştırmamak gerekir. Bir çalışmanın daha sonraki literatürde “psikodinamik” olarak sınıflandırılması, o çalışmanın ortaya çıktığı dönemde “psikodinamik psikoterapi” adı verilen sınırları belirli bir ekole ait olduğunu göstermez.
Burada daha temel bir terminoloji problemi ortaya çıkar. Eğer “psikodinamik psikoterapi” tarihsel olarak tek bir kurucu metin, tek bir teknik veya üzerinde uzlaşılmış bir başlangıç noktası üzerinden tanımlanamıyorsa, terimin bugün neyi ayırt ettiğini ayrıca göstermek gerekir. Bunun için tarihsel kullanımdan çağdaş tanımlara geçtiğimizde sorun ortadan kalkmak yerine daha görünür hale gelir.
APA Psikanalitik ve Psikodinamik Psikoterapiyi Nasıl Tanımlıyor?
American Psychological Association’ın (APA) Dictionary of Psychology içerisindeki tanımları bu belirsizliğin dikkat çekici bir örneğini sunar.
APA, psychoanalytic psychotherapy kavramını klasik psikanalizden ve klasik biçimden gelişen, genellikle daha kısa tedavi yaklaşımlarından oluşan geniş bir alan olarak tanımlar. Üstelik bu ikinci gruba verdiği örnek doğrudan psychodynamic psychotherapydir. Başka bir ifadeyle APA’nın bu tanımında psikodinamik psikoterapi, psikanalitik psikoterapinin karşısında duran ayrı bir üst kategori değil, onun tarihsel gelişimi içerisinde yer alan biçimlerden biridir.
APA’nın psychodynamic psychotherapy maddesine geçtiğimizde ise terim, psikanalitik gelenek içerisinde bulunan veya bu gelenekten türeyen psikoterapi biçimleri için kullanılmaktadır. Ancak bu tanımlama da bir açıdan muğlaktır zira tarihsel olarak bakıldığında bilişel psikoterapilerin geliştiricileri de kullandıkları argümanların bazılarının psikanalitik kuram içerisinden dönüştürüldüğü söylenebilir; dolayısıyla bu ele alış psikodinamik psikoterapi için belirgin karakteristik ayrım ortaya koymamaktadır. Tanım; bilinçdışı güçlere, değişim ve gelişim süreçlerine, kendini anlamaya ve bilinçdışına anlam kazandırmaya yapılan vurguyu öne çıkarır. APA ayrıca bu çalışmaların çoğunda bilinçdışının ele alınması ve aktarımın analiz edilmesi gibi ortak özelliklerden söz eder ve dynamic psychotherapy ifadesini alternatif ad olarak verir.
Bu iki tanım yan yana konulduğunda beklenebilecek türden temiz bir ayrım ortaya çıkmaz. APA’nın tanımlarından belirgin bir ayrım olduğuna dair bir sonuç çıkarmak güç olduğu gibi, tam tersine dair yani ayrım olmadığına dair bir sonuç çıkarmak da güçtür. Çünkü bir maddede psikodinamik psikoterapi, psikanalitik psikoterapinin klasik psikanalizden gelişen biçimlerinden biri olarak görünürken; diğer maddede psikanalitik gelenek içerisinde bulunan veya ondan türeyen psikoterapiler psikodinamik olarak adlandırılmaktadır.
Üstelik APA’nın kendi PsycTherapy sınıflandırmasında Psychoanalytic Psychotherapy, Psychodynamic Psychotherapy ve Relational Psychoanalysis ayrı yaklaşım başlıkları olarak yan yana listelenmektedir. Bu sınıflandırma pratik bir veri tabanı taksonomisi sunar; fakat tek başına bu terimler arasındaki tarihsel veya teknik sınırın ne olduğunu açıklamaz.
O halde iki terimi birbirinden ayıran sınır nerede?
Aynı Şey İçin Farklı İsimler Mi?
Sorun yalnızca APA’nın tanımlarına özgü değildir. Güncel literatürde de “psikanalitik psikoterapi” ve “psikodinamik psikoterapi” arasındaki ilişki konusunda tek biçimli bir kullanım bulunmaz.
Bu farklı kullanımlar, çağdaş psikodinamik psikoterapinin tek bir teknik modelden çok, farklı kuramsal ve klinik biçimleri kapsayabilen yapısıyla da ilişkilidir.
Örneğin Gabbard ve Crisp, psikodinamik psikoterapinin yıllar boyunca psychoanalytic psychotherapy, intensive psychotherapy, insight-oriented psychotherapy, expressive-supportive psychotherapy ve exploratory psychotherapy gibi çeşitli adlarla anıldığını belirtir ve bunları esasen eşanlamlı kabul eder. Aynı metinde psikodinamik psikoterapinin psikanalizin ilkelerinden türediğini vurgularlar.
American Psychoanalytic Association ise kamuya yönelik açıklamasının başlığını doğrudan “Psychoanalytic or Psychodynamic Psychotherapy” şeklinde kurar ve ikisini tek bir klinik uygulama alanını anlatırken birlikte kullanır.
Buna karşılık başka kaynaklarda “psikodinamik psikoterapi” daha geniş bir araştırma kategorisi olarak kullanılabilmektedir. Örneğin 2023 tarihli geniş kapsamlı bir değerlendirme, psikodinamik terapiyi ortak birtakım özellikleri bulunan bir “yaklaşımlar ailesi” olarak tanımlar; araştırma taramasında ise psychodynamic therapy, dynamic therapy, psychoanalytic therapy, psychodynamic psychotherapy, dynamic psychotherapy ve psychoanalytic psychotherapy terimlerinin tamamını arama terimleri arasına dahil eder.
Bu kullanım araştırma yapmak açısından anlaşılabilir bir sınıflandırma sağlar. Fakat tarihsel ve kavramsal sorumuzu kendiliğinden çözmez. Bir araştırma kategorisinin geniş tutulabilmesi, o kategorinin adının tarihsel olarak bağımsız ve sınırları belirli bir psikoterapi ekolünü temsil ettiğini göstermez.
Tam tersine burada dikkat çekici olan, aynı veya yakın çalışma biçimlerinin kaynağa, döneme ve sınıflandırma amacına göre psychoanalytic, psychodynamic, dynamic, exploratory veya insight-oriented gibi farklı adlarla karşımıza çıkabilmesidir.
Bu nedenle “psikodinamik psikoterapi, psikanalitik psikoterapiyi de kapsayan üst şemsiye terimdir” demek, terminoloji sorununu çözmekten çok belirli bir çağdaş sınıflandırmayı tarihsel bir gerçeklik gibi kabul etme riski taşır. Aynı şekilde iki terimin kesinlikle eşanlamlı olduğunu söylemek de farklı kurumların ve yazarların yaptığı ayrımları görmezden gelir.
Sorun, “psikodinamik psikoterapi”nin sınırlarını henüz yeterince iyi bulamamış olmamız değil; terimin hiçbir zaman bu kadar sabit sınırlara sahip olmamış olmasıdır.
“Psikodinamik Psikoterapi” “Slang” Bir Terim mi?
Buraya kadar izlenen tarih, “psikodinamik psikoterapi” ifadesinin anlamsız veya yanlış bir terim olduğunu göstermez. Terim günümüzde psikoterapi literatüründe, araştırmalarda, eğitim programlarında ve klinik çalışmalarda yaygın biçimde kullanılmaktadır.
Sorun terimin kullanılıp kullanılmaması değil, kullanıldığında neyi kesin olarak söylediğidir.
Güncel kaynaklarda “psikodinamik psikoterapi” aynı terminolojik işlevi üstlenmemektedir. Bir kaynakta psikanalitik psikoterapiyle büyük ölçüde eşanlamlı kullanılabilirken, başka bir kaynakta araştırma amacıyla farklı tedavileri bir araya getiren geniş bir sınıflandırma kategorisi olarak kullanılabilmektedir.
Gabbard ve Crisp’in Techniques of Psychodynamic Psychotherapy başlıklı çalışmalarında bu durum oldukça açıktır. Yazarlar psikodinamik psikoterapinin yıllar içerisinde psychoanalytic psychotherapy, intensive psychotherapy, insight-oriented psychotherapy, expressive-supportive psychotherapy ve exploratory psychotherapy gibi çeşitli adlarla anıldığını belirtir ve bu adları esasen eşanlamlı kabul eder. Ayrıca psikodinamik psikoterapiyi psikanalizin ilkelerinden türeyen bir çalışma biçimi olarak konumlandırırlar.
American Psychoanalytic Association’ın (APsA) güncel kamu bilgilendirme sayfası da başlığını doğrudan “What is Psychoanalytic or Psychodynamic Psychotherapy?” şeklinde kurmaktadır. Aynı sayfada psikanalitik psikoterapinin sıklıkla psikodinamik psikoterapi olarak adlandırıldığı belirtilmektedir. APsA’nın genel psikanaliz açıklamasında da “Psychoanalytic Psychotherapy” başlığı altında bu tedavinin bazen “psychodynamic psychotherapy” olarak adlandırıldığı ifade edilir.
Buna karşılık araştırma literatüründe terim başka bir işlev üstlenebilir. Örneğin 2023 yılında World Psychiatry’de yayımlanan kapsamlı bir değerlendirmede psikodinamik psikoterapi, tekrarlayan ilişki örüntülerine, duyguların ifade ediliş biçimlerine, savunmalara, geçmiş deneyimlerin bugünkü yaşantıya etkilerine ve terapötik ilişkiye odaklanmak gibi ortak özellikleri bulunan bir psikoterapi yaklaşımları ailesi olarak operasyonel biçimde tanımlanmaktadır.
Burada aynı sözcük farklı işler yapmaktadır. Bir kullanımda iki ad birbirine yaklaşırken, başka bir kullanımda “psikodinamik” araştırmacıların belirli ortak özelliklere sahip tedavileri aynı kategori içerisinde inceleyebilmelerini sağlayan daha geniş bir sınıflandırmaya dönüşmektedir.
Bu noktada “slang” sözcüğünü, terimin bilimsel olmadığı veya gelişigüzel kullanıldığı anlamında değil; mesleki kullanımının, tarihsel ve teknik sınırlarının kesinliğinden daha yerleşik hale gelmiş olması anlamında kullanıyorum, akademik slang bile denebilir zira kavramın ifadesinde bir özensizlik olduğu ancak yaygın kullanıldığı için seçildiği anlaşılıyor. Başka bir ifadeyle “psikodinamik psikoterapi”, neyin kastedildiğinin mesleki bağlam içerisinde çoğu zaman yaklaşık olarak anlaşılabildiği, fakat her kullanımda aynı tarihsel kökene, teknik sınıra veya psikoterapi modeline işaret etmeyen bir mesleki kısaltma gibi çalışabilmektedir.
Bu esneklik terimin işlevsiz olduğu anlamına da gelmez. “Psikodinamik” sözcüğü; bilinçdışı süreçlere, savunmalara, geçmiş ve güncel ilişkiler arasındaki örüntülere ve terapötik ilişkiye verilen önem hakkında anlamlı bilgi sağlayabilir.
Ancak kuramsal akrabalık ile psikoterapi yönteminin adı aynı şey değildir.
Örneğin nesne ilişkileri kuramından, ego psikolojisinden, kendilik psikolojisinden veya ilişkisel psikanalizden etkilenen çalışmaların tamamını “psikodinamik” olarak sınıflandırmak mümkündür. Fakat bu sınıflandırmadan hareket ederek bunların tarihsel olarak “psikodinamik psikoterapi” adlı tek bir ekolün alt dalları olduğu sonucuna varmak farklı bir iddiadır, zira bu bazı bilişel terapilerin de psikodinamik psikoterapi olarak isimlendirilebilmesine müsait bir alan oluşturur. Nitekim güncel kaynakların kendileri psikodinamik psikoterapinin birleşik bir tanımını oluşturmanın güçlüğüne dikkat çekmektedir.
Bir terim farklı kaynaklarda farklı sınıflandırma görevleri üstleniyorsa, yalnızca terimin kendisinden hareket ederek psikoterapiler arasında sabit bir hiyerarşi kurulabilir mi?
Psikodinamik Psikoterapi Bir Çatı ya da Şemsiye Kavram Değildir
“Psikodinamik psikoterapi” teriminin çatı kavram olarak kullanıldığı kaynaklar vardır. Örneğin yukarıda değinilen 2023 tarihli World Psychiatry değerlendirmesi, psikodinamik psikoterapiyi ortak özelliklere sahip bir “yaklaşımlar ailesi” olarak tanımlar. Araştırma amacı bakımından bu tür bir sınıflandırma anlaşılabilir ve işlevsel bulunabilir.
Ancak bir terimin belirli bir araştırma veya sınıflandırma sistemi içerisinde çatı kavram olarak kullanılması, onun tarihsel ve kuramsal olarak bu psikoterapilerin çatı kavramı olduğu anlamına gelmez.
Buraya kadar izlediğimiz tarih böyle sabit bir hiyerarşi göstermemektedir. “Psikanalitik psikoterapi” adı, “psikodinamik psikoterapi”nin üzerinde uzlaşılmış bir yöntem adı olarak yerleşmesinden önce kullanılmaktaydı. Berliner “kısa psikanalitik psikoterapi”den söz etmiş, Alexander ve French çalışmalarını Psychoanalytic Therapy olarak adlandırmış, Bibring ise tek ve sınırları belirlenmiş bir “psikodinamik psikoterapi” yerine çoğul biçimde “dinamik psikoterapiler” ifadesini kullanmıştır.
Daha sonraki literatürün bu çalışmaların bazılarını geriye dönük olarak “psikodinamik” başlığı altında sınıflandırması mümkündür. Fakat bu sınıflandırmadan hareket ederek tarihin başlangıcına “psikodinamik psikoterapi” adlı bir çatı yerleştirmek, sonraki terminolojiyi geçmişe doğru taşımak anlamına gelir.
Üstelik güncel kullanım da “psikodinamik = çatı/şemsiye, psikanalitik = alt tür” biçiminde tek yönlü bir ilişki kurmamaktadır.
Bu durum, çağdaş psikanaliz içerisindeki kuramsal ve klinik çoğulluk dikkate alındığında da önem kazanır.
Gabbard ve Crisp’in psychoanalytic psychotherapy ile psychodynamic psychotherapyyi esasen eşanlamlı adlar arasında saydığı kullanımda, biri diğerinin çatı ya da şemsiye kavramı değildir.
APsA’nın “Psychoanalytic or Psychodynamic Psychotherapy” biçimindeki kullanımı da iki terimi bir üst kategori ve onun alt türü olarak sunmaz. Kurum, psikanalitik psikoterapinin sıklıkla psikodinamik psikoterapi olarak adlandırıldığını açıkça belirtmektedir.
Dolayısıyla şu şema: Psikodinamik psikoterapi → çatı kavramPsikanalitik psikoterapi → psikodinamik psikoterapinin alt türü; terimlerin tarihinden çıkan zorunlu bir sınıflandırma değildir.
Bu nedenle “psikodinamik psikoterapi, psikanalitik psikoterapiyi kapsayan çatı kavramdır” önermesini genel bir tanım olarak kullanmak isabetli değildir. Daha doğru olan, belirli bir kaynak “psikodinamik” terimini geniş bir kategori olarak kullanıyorsa, hangi psikoterapileri hangi ölçütlerle bu kategoriye dahil ettiğine bakmaktır.
Psikodinamik psikoterapi gerçekten psikanalitik psikoterapinin çatı kavramı olsaydı, neden aynı çağdaş literatürde iki terim birbiriyle eşanlamlı olarak da kullanılabiliyor?
Psikanalitik Psikoterapi ve Psikodinamik Psikoterapi Farkı Nedir?
Buraya kadar incelenen tarihsel ve güncel kullanımlardan hareketle iki terim arasında evrensel, bütün kaynaklarda geçerli ve yalnızca adlarından hareketle belirlenebilecek bir teknik fark bulunduğunu söylemek güçtür.
Bu, iki terim arasında hiçbir zaman ayrım yapılamayacağı anlamına gelmez. Belirli bir yazar, kurum veya eğitim geleneği kendi terminolojisi içerisinde psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkını belirginleştirebilir. Seans sıklığı, tedavinin yoğunluğu, aktarımın ele alınma biçimi, yorumun merkezi konumu, destekleyici müdahalelerin ağırlığı veya analitik çerçevenin korunması gibi ölçütler böyle bir ayrımda kullanılabilir.
Fakat belirli bir gelenek içerisinde yapılan ayrım ile terimlerin evrensel anlamı aynı şey değildir.
Bunun en açık örneklerinden biri Gabbard’ın güncel kullanımında görülebilir. Gabbard ve Crisp bir taraftan “psychoanalytic psychotherapy”yi psikodinamik psikoterapi için kullanılan esasen eşanlamlı adlardan biri olarak sayarken, başka bir güncel American Psychiatric Association Publishing metni “psychoanalytic” ve “psychodynamic” terimlerinin yüz yılı aşkın psikanalitik yazın ve araştırmadan gelişen ilkeleri ifade etmeleri nedeniyle sıklıkla birbirinin yerine kullanıldığını açıkça belirtmektedir.
Dolayısıyla yalnızca bir çalışmanın “psikanalitik” veya “psikodinamik” olarak adlandırılmasından hareket ederek o çalışmanın tekniği, süresi, seans sıklığı veya aktarımı nasıl ele aldığı hakkında kesin sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Önce terimi kullanan yazarın veya kurumun o terimle neyi kastettiğine bakmak gerekir.
Bu nedenle başlangıçtaki soruya verilebilecek en dikkatli yanıt şudur:
Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkı, terimlerin kendilerinden hareketle evrensel biçimde belirlenemez. Bir ayrım yapılıyorsa, o ayrımın hangi kuramsal gelenek, kurum, eğitim sistemi veya yazar tarafından ve hangi teknik ölçütlere dayanarak yapıldığına ayrıca bakmak gerekir.
Sonuç
“Psikanalitik psikoterapi” ve “psikodinamik psikoterapi” terimlerinin tarihine bakıldığında, bugün bazen varsayıldığı gibi baştan itibaren yan yana tanımlanmış iki ayrı psikoterapi yönteminin gelişimiyle karşılaşmayız. Psikanalizden hareket eden psikoterapötik çalışmalar farklı dönemlerde psychoanalytic psychotherapy, psychoanalytic therapy, dynamic psychotherapy, exploratory psychotherapy ve daha sonra psychodynamic psychotherapy gibi farklı adlarla tarif edilmiştir.
Bu nedenle günümüzde kullanılan adlardan geçmişe doğru değişmez sınırlar çıkarmak yerine, bir çalışmanın kendisini hangi kuramsal gelenek içerisinde konumlandırdığına ve klinik olarak ne yaptığına bakmak daha açıklayıcıdır. “Psikanalitik” veya “psikodinamik” sözcüklerinden biri tek başına seans sıklığını, tedavi süresini, terapistin etkinlik düzeyini, aktarımın nasıl ele alınacağını veya hangi müdahalelerin kullanılacağını kesin olarak belirlemez.
Dolayısıyla psikanalitik psikoterapi ile psikodinamik psikoterapi arasında fark olup olmadığı, Psikanalitik psikoterapi ve psikodinamik psikoterapi farkının ne olduğu sorusunun tek ve bağlamdan bağımsız bir cevabı yoktur. Fark, terimlerin kendisinde hazır olarak bulunmaz; varsa, onları kullanan kuramsal gelenek, kurum, yazar veya psikoterapi modelinin bu terimlere verdiği anlam içerisinde ortaya çıkar.
Kaynakça
- Berliner, B. (1941). Short Psychoanalytic Psychotherapy. Bulletin of the Menninger Clinic, 5, 204–213.Berliner, B. (1945).
- Short Psychoanalytic Psychotherapy. Bulletin of the Menninger Clinic, 9, 155–161.Alexander, F. & French, T. M. (1946).
- Psychoanalytic Therapy: Principles and Application. Ronald Press.
- Fromm-Reichmann, F. (1948). Notes on the Development of Treatment of Schizophrenics by Psychoanalytic Psychotherapy. Psychiatry, 11(3), 263–273.
- Bibring, E. (1954). Psychoanalysis and the Dynamic Psychotherapies. Journal of the American Psychoanalytic Association, 2(4), 745–770.
- Rangell, L. (1954). Similarities and Differences Between Psychoanalysis and Dynamic Psychotherapy. Journal of the American Psychoanalytic Association, 2(4), 734–744.
- Gill, M. M. (1954). Psychoanalysis and Exploratory Psychotherapy. Journal of the American Psychoanalytic Association, 2(4), 771–797.
- Vanggaard, T. (1955). A Discussion of the Basic Principles of the Psychoanalytically Oriented Psychotherapy of Schizophrenia. Acta Psychiatrica Scandinavica, 30(3), 507–527.
- Malan, D. H. (1963). A Study of Brief Psychotherapy. Tavistock Publications.
- Sifneos, P. E. (1972). Short-Term Psychotherapy and Emotional Crisis. Harvard University Press.
- Leichsenring, F. ve ark. (2023). The Status of Psychodynamic Psychotherapy as an Empirically Supported Treatment for Common Mental Disorders: An Umbrella Review Based on Updated Criteria. World Psychiatry, 22(2), 286–304.
- American Psychological Association. APA Dictionary of Psychology: Psychoanalytic Psychotherapy; Psychodynamic Psychotherapy.
- American Psychoanalytic Association. What Is Psychoanalytic or Psychodynamic Psychotherapy?
- American Psychoanalytic Association. Psychoanalytic Psychotherapy Training.
Sıkça Sorulan Sorular
Psikodinamik ve psikanalitik aynı şey mi?
Psikodinamik ve psikanalitik aynı şey değildir; ancak birbirinden bütünüyle ayrı iki yaklaşım da değildir. Psikodinamik yaklaşım, tarihsel olarak psikanalitik düşünceden gelişmiş daha geniş bir kuramsal ve klinik alanı ifade eder. Her iki yaklaşım da bilinçdışı süreçlere, ruhsal çatışmalara, geçmiş ve güncel ilişkilerin etkilerine ve terapi ilişkisinde ortaya çıkan örüntülere önem verebilir. Aralarındaki farklar ise kullanılan kuramsal çerçeveye, çalışma biçimine, seans sıklığına ve terapötik tekniğe göre değişebilir.
Psikodinamik yaklaşım nedir?
Psikodinamik yaklaşım, kişinin duygu, düşünce, davranış ve ilişkilerini bilinçdışı süreçler, içsel çatışmalar, savunmalar ve geçmişten günümüze taşınan ilişki örüntüleriyle birlikte anlamaya çalışan bir yaklaşımdır. Kökenleri psikanalize dayanmakla birlikte psikodinamik yaklaşım zaman içinde nesne ilişkileri, ego psikolojisi, kendilik psikolojisi ve ilişkisel yaklaşımlar gibi farklı kuramsal gelişmelerden etkilenmiştir. Bu nedenle günümüzde psikodinamik yaklaşım tek bir kuramdan çok, ortak tarihsel ve kavramsal kökleri bulunan geniş bir gelenek olarak düşünülebilir.