Psikanalitik Dinleme Nedir?
Birini dinlemek, çoğu zaman onun ne söylediğini anlamaya çalışmak demektir. Anlatılan olaylar takip edilir, önemli görünen ayrıntılar seçilir, söylenenler arasında bağlantılar kurulur. Psikanalitik dinleme ise daha başından bu seçimin kendisini sorun haline getirir: Dinleyen kişi, neyin önemli olduğunu henüz bilmiyorsa neyi seçerek dinleyecektir?
Bu soru, psikanalizin erken döneminden itibaren yalnızca bir iletişim meselesi değil, analitik tekniğin temel sorunlarından biri olmuştur. Freud’un analiste önerdiği dinleme tutumu, hastanın serbest çağrışımına karşılık gelen bir dikkat biçimidir. Analist belirli bir söze, temaya veya önceden kurulmuş açıklamaya ayrıcalık tanımadan dinlemeye çalışır.
Bu nedenle psikanalitik dinleme, yalnızca söylenenlerin içeriğini dikkatle takip etmek değildir. Tekrarlar, kesintiler, çağrışımlar, sessizlikler, çelişkiler, ses tonundaki değişimler ve anlatının dinleyende uyandırdıkları da zaman içerisinde anlam kazanabilir.
Fakat burada yeni bir sorun ortaya çıkar: Her şeyi dinlemeye çalışan biri, duyduklarının hangisinin anlamlı olduğunu nasıl ayırt edecektir?
Freud’da Psikanalitik Dinleme: Serbestçe Dalgalanan Dikkat – Dalgalı Dikkat
Freud, 1912 tarihli Recommendations to Physicians Practising Psycho-Analysis metninde analistin hastayı nasıl dinlemesi gerektiğine ilişkin temel teknik önerilerinden birini ortaya koyar.
Hastadan aklına gelenleri mümkün olduğunca seçmeden söylemesi beklenirken, analistin de anlatılanlar arasından bazı unsurları baştan seçip diğerlerini ihmal etmemesi gerekir. Böylece hastanın serbest çağrışımının karşısında analistin serbestçe dalgalanan dikkati yer alır.
Bu tutum ilk bakışta yalnızca çok dikkatli dinlemek gibi anlaşılabilir. Oysa aradaki fark önemlidir.
Bir anlatıyı belirli bir hipotezle dinlediğimizde, farkında olmadan o hipotezi doğrulayan malzemeyi seçebiliriz. Bir kişinin öfkesinin önemli olduğuna karar vermişsek öfkeyi; çocukluk ilişkilerinin belirleyici olduğunu düşünüyorsak çocukluğu; belirli bir tanısal kategoriyi arıyorsak o kategoriyle uyumlu belirtileri daha kolay işitebiliriz.
Freud’un önerdiği teknik tutum, analistin ne aradığını önceden bildiği varsayımını askıya alır.
Psikanalitik dinlemenin paradokslarından biri böyle ortaya çıkar:
Dinlemek için dikkat etmek gerekir; fakat bazı şeylere fazla dikkat etmek, başka şeyleri duymamayı beraberinde getirebilir.
Söyleneni Dinlemek, mi? Söyleyiş Biçimini Dinlemek, mi?
Bir insan aynı olayı farklı zamanlarda tekrar tekrar anlatabilir. İlk bakışta anlatının içeriği değişmemiştir. Buna rağmen kullanılan sözcükler, verilen ayrıntılar, unutulan bölümler, anlatının sırası veya anlatım sırasında ortaya çıkan duygulanım değişebilir.
Psikanalitik dinleme açısından konuşmanın yalnızca “ne hakkında” olduğu değil, konuşmanın nasıl gerçekleştiği de önem kazanır.
Bir konu sürekli açılıp yarıda kalabilir. Önemsiz görünen bir ayrıntı tekrar tekrar geri dönebilir. Bir isim unutulabilir. Bir cümlenin hemen ardından konu değişebilir. Uzun bir anlatının ortasında beklenmedik bir sessizlik ortaya çıkabilir.
Bunların hiçbiri tek başına belirli bir anlama sahip değildir.
Psikanalitik dinleme tam da burada, gündelik psikolojik çıkarımlardan ayrılır. Sessizlik otomatik olarak direnç değildir; unutmak bastırmanın kanıtı değildir; bir kelime seçimi gizli bir arzunun doğrudan göstergesi değildir.
Anlam, tek bir işaretten değil, kişinin çağrışımları ve analitik ilişkinin içerisinde zamanla oluşan örüntülerden hareketle araştırılır.
Sessizliği Dinlemek
Dinleme yalnızca konuşulan sözcüklere yöneldiğinde sessizlik kolaylıkla konuşmanın olmadığı bir boşluk gibi görülebilir.
Oysa psikanalitik çalışmada sessizlik de farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Bir sessizlik düşünmeye eşlik edebilir; başka bir sessizlik konuşulması güç bir yere yaklaşırken oluşabilir. Bazen iki kişi arasında yaşanan ilişkinin bir parçasıdır, bazen henüz sözcüklere dönüşmemiş bir deneyimin çevresinde belirir. Aynı kişinin farklı zamanlardaki sessizlikleri bile aynı işlevi taşımak zorunda değildir.
Dolayısıyla mesele sessizliği hemen açıklamak değil, sessizliğin içerisinde ne olduğunu henüz bilmeden onu da dinleyebilmektir.
Bu genişleme, psikanalitik dinlemenin nesnesinin yalnızca söz olmadığını gösterir. Salman Akhtar’ın Psychoanalytic Listening çalışmasında da dinleme; sessizliği, eylemleri ve analistin kendi iç deneyimini kapsayacak biçimde ele alınır. Eser Türkçede doğrudan Psikanalitik Dinleme adıyla yayımlanmıştır.
Analist Kendisini de Dinler Mi?
Psikanalitik düşüncenin gelişimiyle birlikte dinlenen alanın sınırları daha da genişlemiştir.
Analistin veya terapistin seans sırasında yaşadığı duygular, çağrışımlar, imgeler ve düşünceler bütünüyle dışarıda bırakılacak bir gürültü olarak görülmek zorunda değildir. Bunlardan bazıları analitik ilişkiyi anlamaya katkıda bulunabilir.
Burada karşı aktarım kavramı özellikle önemlidir.
Karşı aktarım, analistin kendi deneyiminin analitik çalışmadaki yerinin düşünülmesinin başlıca yollarından biri haline gelmiştir. Ancak analistin içinde beliren bir deneyimin dikkate alınması ile bu deneyimin hastanın ne olduğunu doğrudan gösterdiğinin varsayılması aynı şey değildir.
Bir seansta terapistin sıkılması, öfkelenmesi, korunma isteği hissetmesi veya zihninin belirli bir imgeye gitmesi bir deneyimdir.
Bu deneyimin nereden geldiği ise ayrı bir sorudur.
Dolayısıyla kendini dinlemek, kendisini ölçüm cihazına dönüştürmek anlamına gelmez. Aksine, dinleyenin kendi ruhsal katılımını da incelemeye açık hale getirir.
Bu nedenle psikanalitik dinleme yalnızca ötekini dinleme tekniği değildir. Dinleyenin nasıl dinlediğini de dinleyebilmesini gerektirir.
Dinlemeyi Dinlemek
Haydée Faimberg’in geliştirdiği “listening to listening”; dinlemeyi dinleme düşüncesi bu problemi başka bir yönden genişletir.
Burada yalnızca analistin hastayı nasıl dinlediği değil, hastanın analistin söylediklerini nasıl duyduğu da analitik malzemenin bir parçası haline gelir.
Analist bir yorum yapabilir. Fakat analistin söylediği şey ile hastanın duyduğu şey aynı olmak zorunda değildir.
Bir söz eleştiri, terk edilme, onay, küçümsenme veya başka bir anlam içerisinde işitilebilir. Bu durumda önemli olan yalnızca “Ben aslında bunu söylemiştim” diyerek yorumun doğru içeriğine geri dönmek değildir. Hastanın o sözü neden ve nasıl o biçimde duyduğu da kişinin ruhsal dünyasına ilişkin bir şey gösterebilir.
Böylece psikanalitik dinleme giderek tek yönlü bir model olmaktan çıkar:
Bir kişi konuşur. Bir diğeri dinler. Fakat konuşan kişi de nasıl dinlendiğini yaşar; dinleyen kişi de kendi dinleyişini ve sözlerinin nasıl duyulduğunu dinler.
Psikanaliz Neyi Duymaya Çalışır?
Buraya kadar psikanalitik dinlemeyi özel bir “gizli anlam bulma” becerisi olarak tarif etmedik. Bunun nedeni önemlidir.
Psikanaliz, kişinin söylediklerinin arkasında analistin önceden bildiği ikinci bir sözlük bulunduğunu varsaymak zorunda değildir. Analitik dinlemenin ayırt edici yanı, söylenenleri hızla bilinen kategorilere yerleştirmek yerine onların çağrışımlar içerisinde başka anlamlara açılabilmesine alan bırakmasıdır.
Aynı söz farklı kişilerde farklı anlamlara sahip olabileceği gibi aynı kişide farklı zamanlarda da başka bağlantılar içerisinde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle psikanalitik dinleme, “gerçekte ne demek istediğini” kişinin yerine söylemek değildir.
Daha çok, söylenenin henüz tamamlanmamış olabileceğini kabul eden bir dinleme biçimidir.
Bu tutum, psikanalitik tekniğin bir başka önemli meselesi olan analitik nötralite ile de kesişir. Nötralite, analistin hiçbir şey hissetmemesi veya kişisel bir varlık göstermemesi anlamına gelmez. Dinleme açısından sorun, analistin kendi beklentilerinin, değerlerinin veya önceden kurulmuş açıklamalarının analitik malzemeyi daha ortaya çıkmadan belirlemesidir.
Bu nedenle analitik nötralite yalnızca analistin nasıl davrandığıyla değil, nasıl dinlediğiyle de ilgili bir teknik sorun olarak düşünülebilir.
Bilmemek Dinlemenin Bir Parçası Olabilir Mi?
Gündelik konuşmada anlamamak çoğu zaman giderilmesi gereken bir eksikliktir. Bir şeyi anlamadığımızda açıklama ister, boşluğu kapatmaya çalışırız.
Psikanalitik dinlemede ise bazı boşlukların hemen kapatılmaması gerekebilir.
Çünkü hızlı anlamlandırma, belirsizliği ortadan kaldırırken kişinin çağrışımlarının götürebileceği başka yolları da kapatabilir. Dinleyenin kuramı, deneyimi ve beklentileri elbette ortadan kalkmaz; fakat bunların duyulan şeyi önceden belirlemesine karşı bir dikkat geliştirmek mümkündür.
Bion bu sorunu özellikle keskin bir biçimde ele alır. Analistin her seansa “hafızasız ve arzusuz” yaklaşması gerektiğine ilişkin formülasyonu, geçmişte öğrenilenlerin silinmesini veya analistin hiçbir şey istememesini öneren basit bir unutma çağrısı değildir. Hafıza, analisti daha önce bildiğini yeniden bulmaya; arzu ise seansın belirli bir yere ulaşmasını istemeye yöneltebilir. Her ikisi de henüz ortaya çıkmakta olan deneyimin önüne geçebilir.
Bu nedenle analitik dinlemenin güçlüklerinden biri daha fazla şey bilmek değil, zaman zaman bildiğini kullanmak için acele etmemektir.
Bion’un açtığı bu mesele, daha sonraki psikanalitik düşüncede farklı yönlerde geliştirilmiştir. Thomas Ogden’ın analitik çalışmada reverie üzerine yazdıkları, analistin zihninde beliren düşünce, imge, duygu ve görünüşte ilgisiz yaşantıların analitik alan içerisinde düşünülebileceği yolları genişletir.
Burada ilginç bir gerilim ortaya çıkar. Analist bir yandan kendi zihninde meydana gelenlere açık kalırken, diğer yandan bunları hemen açıklamaya dönüştürmemelidir. İç deneyimin dinlenmesi, ona otomatik olarak epistemik ayrıcalık verilmesi anlamına gelmez.
Böyle bakıldığında Freud’un serbestçe dalgalanan dikkat önerisinden Bion’un hafıza ve arzuya ilişkin düşüncesine, oradan çağdaş psikanalitik dinleme anlayışlarına uzanan çizgide dinleme giderek daha geniş bir alan kazanır: kişinin söylediklerini, söylemediklerini, ilişkinin içerisinde meydana gelenleri ve dinleyenin kendi deneyimini kapsayan bir alan.
Fakat alan genişledikçe teknik sorun da büyür.
Her şey potansiyel olarak dinlenebiliyorsa, her şey kolaylıkla anlamlandırılabilir hale de gelebilir.
Ve belki psikanalitik dinlemenin sınırı tam burada ortaya çıkar:
Henüz anlamını bilmediğimiz bir şeyi, onu hemen bildiğimiz bir şeye dönüştürmeden ne kadar süre dinleyebiliriz?
Kaynakça
Akhtar, S. (2013). Psychoanalytic Listening: Methods, Limits, and Innovations. Karnac Books.
Bion, W. R. (1970). Attention and Interpretation: A Scientific Approach to Insight in Psycho-Analysis and Groups. Tavistock Publications.
Faimberg, H. (1996). Listening to listening. International Journal of Psychoanalysis, 77, 667–677.
Freud, S. (1912). Recommendations to physicians practising psycho-analysis. In The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud (Vol. 12, pp. 109–120). Hogarth Press.
Ogden, T. H. (1997). Reverie and interpretation. Psychoanalytic Quarterly, 66(4), 567–595.
İlgili Sayfalar
Psikanalitik Psikoterapi Nedir?
Psikanalitik dinlemenin içerisinde geliştiği kuramsal ve teknik geleneğin daha geniş çerçevesi.
Psikanalitik ve Psikodinamik Yaklaşımlar
Psikanalitik ve psikodinamik düşüncenin sitedeki kavramsal haritası.


