Aktarım Nedir?
Bir insanla ilk kez karşılaştığımızda gerçekten yalnızca onunla mı karşılaşırız?
Aktarım nedir? Psikanalizin bu soruya verdiği cevap, aktarım kavramının gelişimi boyunca değişmiş olsa da, geçmiş ilişkilerin bugünkü ilişkilerin içerisinde yeniden ortaya çıkabileceği düşüncesini taşır. Bir kişiden beklediğimiz şeyler, onun davranışlarına verdiğimiz anlamlar, yakınlık ve uzaklık karşısındaki tepkilerimiz ya da ilişkinin içerisinde kendimizi konumlandırma biçimimiz yalnızca o anda olup bitenlerden oluşmayabilir.
Psikanalizde aktarım, geçmişin basitçe bugüne taşınması anlamına gelmez. Daha ilginç soru, geçmişte kurulmuş ilişki örüntülerinin şimdiki ilişkinin içerisinde nasıl yeniden yaşanabildiğidir.
Psikoterapi ilişkisi de bunun dışında değildir.
Aktarım
Aktarım kavramı psikanalizin tarihi boyunca farklı biçimlerde, aktarım nedir sorusuna farklı cevaplar verilerek ele alınmıştır. Freud’un ilk çalışmalarından çağdaş psikanalize ve psikodinamik psikoterapiye kadar kavramın kapsamı genişlemiş, teknik anlamı değişmiş ve farklı kuramsal gelenekler aktarımın farklı yönlerini öne çıkarmıştır.
En genel anlamıyla aktarım, kişinin daha önceki önemli ilişkilerinde oluşmuş duygu, beklenti, arzu, korku ve ilişki kurma biçimlerinin yeni ilişkiler içerisinde yeniden ortaya çıkmasını anlatır.
Ancak bu tanım kolaylıkla fazla mekanik hale gelebilir.
Aktarım, geçmişte bir kişiye hissedilmiş belirli bir duygunun başka bir kişiye aynen yöneltilmesi değildir. Geçmiş bir ilişkinin bugünkü ilişkide birebir kopyalanması da gerekmez. Yeniden ortaya çıkan şey bazen belirli bir duygu değil, ilişkinin nasıl kurulacağına ilişkin bir beklenti veya örgütlenme biçimi olabilir.
Bu nedenle aktarımı yalnızca “bir kişiye ait duyguların başka bir kişiye aktarılması” şeklinde düşünmek, kavramın psikanalizde kazandığı anlamın önemli bir bölümünü dışarıda bırakır.
Freud’da Aktarım
Aktarım, Freud’un kuramında başlangıçtan itibaren bugünkü biçimiyle hazır bulunan bir kavram değildi.
Freud erken klinik çalışmalarında, geçmişte önemli kişilerle bağlantılı bazı duygu ve düşüncelerin terapistle kurulan ilişki içerisinde yeniden ortaya çıktığını fark etmişti. Başlangıçta bu durum analitik çalışmayı aksatabilen bir güçlük olarak görülebiliyordu: geçmişe ait bir ilişki, terapistin şahsında yeniden kuruluyor ve hatırlanması gereken bir şey doğrudan ilişkinin içerisinde yaşanmaya başlanıyordu.
Fakat aktarım nedir sorusunun cevabı giderek psikanalitik çalışmanın yalnızca önündeki bir engel olmaktan çıktı.
Freud’un özellikle Aktarımın Dinamiği (Zur Dynamik der Übertragung, 1912) ve daha sonraki teknik yazılarıyla birlikte aktarım, analitik durumun merkezindeki olgulardan biri haline geldi.
Buradaki dönüşüm önemlidir.
Geçmiş yalnızca anlatılan bir şey değildir. Bazı yönleriyle ilişkinin içerisinde yeniden meydana gelebilir.
Böylece terapistle kurulan ilişki, kişinin geçmiş ilişkileri hakkında bilgi verdiği bir yer olmanın yanında, bazı ilişki biçimlerinin yeniden ortaya çıkabileceği bir alan haline gelir.
Hatırlamak mı, Yeniden Yaşamak mı?
Bir insan geçmişindeki bir ilişkiyi ayrıntılarıyla anlatabilir. Fakat o ilişkinin taşıdığı beklentileri tanımlayabilmesi, bunların yeni ilişkiler içerisindeki etkisini mutlaka fark ettiği anlamına gelmez.
Örneğin bir kişi başkalarının sonunda kendisini terk edeceğini düşünüyor olabilir.
Bunu açıkça söylemesi mümkündür.
Fakat aynı beklenti psikoterapi ilişkisinde ortaya çıktığında yalnızca anlatılan bir düşünce olmaktan çıkar. Terapistin sessizliği, tatili, bir yorumunun tonu veya seansın sona ermesi aynı beklentinin içerisinde anlamlandırılabilir.
Burada geçmiş hakkında konuşmakla, geçmişten gelen bir ilişki biçiminin şimdiki zamanda örgütlenmesi arasında fark vardır.
Aktarım kavramının psikanalitik çalışma açısından öneminin bir kısmı tam da burada bulunur.
Terapist Gerçekten Orada Değil midir?
Aktarım kavramının en kolay yanlış anlaşılabileceği noktalardan biri de budur.
Bir kişinin terapistine yönelik deneyiminin geçmiş ilişkilerinden etkilenmesi, terapistin gerçek davranışlarının önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Terapist gerçekten bir şey söylemiş olabilir. Gerçekten gecikmiş, mesafeli davranmış, sıcak karşılık vermiş, yanlış anlamış veya kişinin daha önce karşılaşmadığı bir biçimde davranmış olabilir.
Dolayısıyla terapötik ilişkide ortaya çıkan her duyguya “bu aktarımdır” demek mümkün değildir.
Daha doğrusu, aktarım ile mevcut ilişkinin gerçekliği birbirini dışlayan iki alan değildir.
Bir olay gerçekten yaşanmış olabilir ve aynı zamanda kişinin geçmiş ilişkileri nedeniyle kendine özgü bir anlam kazanabilir.
Bu ayrım önemlidir; çünkü aktarım kavramı dikkatsiz kullanıldığında terapistin kendi payını görünmez hale getiren bir açıklamaya dönüşebilir.
“Bana kızmanız aktarımınız” biçimindeki kapalı bir açıklama, aktarımı araştırılması gereken bir ilişki olgusundan çıkarıp her şeyi açıklayan bir etikete dönüştürür.
Oysa psikanalitik soru daha açıktır:
Burada, bu iki insan arasında ne oluyor ve bunun ne kadarı daha önce kurulmuş ilişki biçimleriyle bağlantılı olabilir?
Aktarım Yalnızca Terapide mi Ortaya Çıkar?
Freud açısından aktarım analitik durum tarafından yaratılan yapay bir olay değildi. İnsanların ilişki kurma biçimleri başka ilişkilerde de tekrar edebilir.
Bu nedenle aktarım yalnızca psikoterapi odasına ait bir kavram olarak düşünülemez.
Fakat psikoterapi ilişkisinin bazı özellikleri aktarımın gözlemlenebilmesi için farklı bir ortam oluşturur. İlişkinin düzenliliği, çerçevesi, terapistin belirli bir dinleme biçimini sürdürmesi ve ilişkide ortaya çıkan deneyimin üzerinde düşünülebilmesi, başka ilişkilerde hızla yaşanıp geçebilecek örüntülerin daha görünür hale gelmesine imkân verebilir.
Burada psikanalitik dinleme de önem kazanır.
Aktarımın fark edilmesi, kişinin söylediği her şeyi geçmişindeki belirli bir kişiye bağlamak değildir. Söylenenler kadar ilişkinin nasıl kurulduğunu, beklentilerin nasıl oluştuğunu ve terapistle yaşananların nasıl anlamlandırıldığını da dinlemeyi gerektirir.
Aktarım Araştırılabilir mi?
Aktarım uzun süre esas olarak klinik gözlem ve psikanalitik kuram içerisinde tartışılmış olsa da araştırmacılar kavramı ampirik olarak incelemenin yollarını da geliştirdiler.
Bunun güçlüğü açıktır: Eğer aktarım geçmiş ilişki örüntülerinin yeni bir ilişkinin içerisinde yeniden ortaya çıkmasıysa, araştırmacının yalnızca kişinin terapisti hakkında ne söylediğini değil, başka önemli ilişkileriyle terapötik ilişki arasındaki örüntüleri ve bunların zaman içerisindeki değişimini de incelemesi gerekir.
Wiseman ve Tishby’nin çalışması bu girişimlerden biridir. Araştırmada 67 danışan ve 27 terapistin birbirleriyle ilgili ilişki anlatıları psikodinamik psikoterapinin erken, orta ve geç dönemlerinde incelenmiştir. Araştırmacılar bu anlatıları Core Conflictual Relationship Theme (CCRT) yöntemiyle değerlendirmiş ve danışan ile terapistin birbirlerine ilişkin ilişki temalarının süreç boyunca nasıl değiştiğini araştırmıştır.
Böyle çalışmalar aktarımın varlığını basitçe “kanıtlayan” deneyler olarak düşünülmemelidir. Daha ilginç olan, psikanalitik klinikte ortaya atılmış bir sorunun araştırılabilir hale getirilmesidir:
Bir insanın tekrar eden ilişki örüntüleri terapistle kurduğu ilişkide de gözlenebilir mi ve bu ilişki psikoterapi boyunca nasıl değişir?
Bu soru, aktarımı yalnızca terapistin yorumladığı bir olgu olmaktan çıkararak terapist-danışan ikilisinin zaman içerisindeki ilişkisinde incelenebilecek bir süreç haline getirir.
Aktarım ve Karşı Aktarım
Aktarımın analitik ilişki içerisinde ortaya çıkması, ilişkinin yalnızca bir tarafında bir şey olduğu anlamına gelmez.
Terapist de ilişkinin içerisindedir.
Bu nedenle aktarım tartışması tarihsel olarak karşı aktarım tartışmasıyla giderek daha fazla iç içe geçmiştir. Terapistin hastaya veya danışana ilişkin duyguları, düşünceleri ve bedensel deneyimleri bazı psikanalitik geleneklerde klinik olarak kullanılabilecek bilgiler arasında değerlendirilmiştir.
Ancak burada önemli bir sınır vardır.
Terapistin hissettiği bir şey, danışanın aktarımının doğrudan kanıtı değildir.
Terapistin deneyimi kendi geçmişinden, o günkü durumundan, terapötik ilişkinin gerçek özelliklerinden veya bu unsurların çeşitli bileşimlerinden kaynaklanabilir.
Dolayısıyla aktarım ve karşı aktarım birlikte düşünülebilir; fakat biri diğerinin otomatik doğrulaması değildir.
Masterson Yaklaşımında Aktarım
James F. Masterson’ın çalışmalarında aktarım, özellikle kendilik bozukluklarının intrapsişik örgütlenmesiyle birlikte ele alınır.
Masterson borderline yapılanmayla çalışırken aktarımı, yalnızca geçmişteki bir kişiye yönelik duyguların terapiste yöneltilmesi biçiminde tarif etmez. 1978 tarihli çalışmasında borderline aktarımı, bölünmüş olumlu ve olumsuz nesne ilişkileri parça-birimlerinin (object relations part-units) terapistle ilişkide etkinleşmesi ve yansıtılması üzerinden açıklar.
Bu bakımdan terapistle kurulan ilişki, kendilik ve nesne temsillerinin örgütlenişinin görünür hale gelebileceği bir alan haline gelir.
Masterson’ın klinik tekniğinde bunun önemli bir sonucu vardır: terapistin yalnızca hastanın kendisine yönelik duygusuna değil, hangi kendilik-nesne ilişkisinin etkinleştiğine ve bunun hangi savunmalarla sürdürüldüğüne dikkat etmesi gerekir.
Burada aktarım, Masterson’ın kendilik aktivasyonu, terk depresyonu ve savunma kavramlarıyla kurduğu daha geniş klinik modelin içerisinde anlam kazanır.
Masterson Yaklaşımının kendisi üzerine ampirik araştırmalar ise klinik ve kuramsal literatürüne kıyasla daha sınırlı bir alan oluşturmaktadır. Bu alandaki bir pilot çalışmada Aydın ve arkadaşları (2025), borderline kişilik bozukluğu bulunan katılımcılarda 20 seans Masterson Psikoterapisi öncesi ve sonrasında dinlenim durumu fMRI ile işlevsel beyin bağlantılarını incelemiştir. Araştırmada terapi sonrasında hipokampal bağlantısallıkta değişimler görülmüş ve bu değişimler klinik belirtilerdeki azalmayla ilişkili bulunmuştur.
Bu çalışma Masterson’ın aktarım kavrayışını doğrudan sınayan bir araştırma değildir. Burada ayrımı korumak gerekir: Masterson’ın aktarım anlayışı klinik ve kuramsal modelinin bir parçasıdır; Aydın ve arkadaşlarının çalışması ise Masterson Yaklaşımlı Psikanalitik Psikoterapinin bir terapi süreci olarak ampirik biçimde incelenmesine ilişkin bir pilot araştırmadır.
Her Şey Aktarım Olursa Aktarım Ne Anlama Gelir?
Bir kavram çok genişlediğinde açıklayıcılığını kaybetme riski taşır.
Terapistin yaptığı her şeyin danışanın geçmişinden bağımsız olduğunu varsaymak kadar, danışanın terapistle ilgili yaşadığı her şeyi aktarım olarak açıklamak da sorunludur.
Çünkü ikinci durumda terapötik ilişki garip biçimde tek taraflı hale gelir.
Danışanın geçmişi vardır ama terapistin davranışları yoktur.
Danışanın ilişki örüntüleri vardır ama terapistin hataları yoktur.
Danışanın aktarımı vardır ama iki insan arasında gerçekten meydana gelen ilişkinin kendisi yoktur.
Aktarım kavramının klinik değeri, mevcut ilişkiyi ortadan kaldırmasında değil; geçmiş ile şimdi arasındaki ilişkinin araştırılabilmesini sağlamasında olabilir.
Aktarım Geçmişin Tekrarı mıdır?
Kısmen.
Fakat “tekrar” sözcüğü de kolaylıkla mekanik bir görüntü yaratır.
Bir insan yeni ilişkisinde eski bir ilişkiyi olduğu gibi yeniden sahnelemek zorunda değildir. Yeni kişi farklıdır, ilişkinin koşulları farklıdır ve kişinin kendisi de artık aynı kişi değildir.
Bu nedenle aktarım yalnızca geçmişin bugüne kopyalanması olarak değil, geçmişte oluşmuş ilişki biçimlerinin yeni bir ilişki içerisinde yeniden kurulması, değişmesi ve bazen ilk kez fark edilebilir hale gelmesi olarak düşünülebilir.
Psikanalitik psikoterapinin aktarım üzerindeki ilgisi de geçmişi bulup bugünün üzerine yapıştırmak değildir.
Asıl mesele, geçmiş ile şimdi arasındaki sınırın bazen sandığımız kadar açık olmayabileceğidir.
Bir ilişkide karşımızdaki kişiye mi tepki verdiğimizi, yoksa onunla birlikte daha önce kurulmuş başka ilişkilerin de yeniden canlanıp canlanmadığını nasıl ayırt edebiliriz?
Kaynakça
Aydın, M., Farhad, S., Metin, B., Arıkan, M. K., & Tarhan, N. (2025). Functional brain connectivity changes following Masterson Psychotherapy in borderline personality disorder: A pilot study. Psychiatry Research: Neuroimaging, 350, 112000.
Freud, S. (1912). The dynamics of transference.
Masterson, J. F. (1978). The borderline adult: Therapeutic alliance and transference. American Journal of Psychiatry, 135(4), 437–441.
Wiseman, H., & Tishby, O. (2017). Applying relationship anecdotes paradigm interviews to study client-therapist relationship narratives: Core conflictual relationship theme analyses. Psychotherapy Research, 27(3), 283–299.
İlgili Sayfalar
Psikanalitik Psikoterapi Nedir?
Aktarımın tarihsel ve teknik olarak içinde geliştiği daha geniş psikanalitik psikoterapi geleneği.
Masterson Yaklaşımı
Aktarımın kendilik ve nesne ilişkileri örgütlenmesi içerisinde ele alındığı Masterson yaklaşımının kuramsal çerçevesi.


